Kadın orgazmının sırları çözülüyor mu?

Kadınların cinsel yaşamına dair birçok sorun bilim insanları açısından uzun süre gizemini korudu. Fakat son dönemlerde yapılan araştırmalar kadınlarda orgazm, klitorisin işlevi, G noktasının varlığına dair yeni açıklamalar getiriyor.

JD Salinger bir zamanlar şunları yazmıştı: “Kadın vücudu keman gibidir; doğru çalmak için usta müzisyen gerekir.” İşte doğru çalındığında kadın birkaç saniyeliğine bir mest olma hali yaşar, dünya durur. Fakat yanlış ele alındığında acı, öfke ve hissizlik ortaya çıkar. Yani cinsellikte kadının yaşadıkları, ereksiyon, uyarılma ve boşalma serisini izleyen erkeklerinkinin tam tersidir.

Peki orgazm anında neden yoğun bir zevk duyulur? Kadınlar nasıl çoklu orgazm yaşar? G noktası denen şey gerçekten var mıdır? Bütün bu sorular tıp açısından uzun süre gizemini korumuştur. “Aya bile gittik ama kendi vücudumuzu yeterince tanımıyoruz” diyor kariyerinin önemli bir kısmını bu sorulara cevap bulmaya adamış Roma Tor Vergata Üniversitesi’nden Emmanuele Janini. Son yıllarda bu konulardaki araştırmalar yoğunlaşınca nihayet bazı yanıtlar alınmaya başlanmış.

Bilim insanlarının en büyük başarısı belki de araştırmacıların gözü önünde ve MR tarayıcısı içinde kadınları mastürbasyona ve hatta cinsel birleşmeye ikna etmek olmuştur. New Jersey’deki Rutgers Üniversitesi’nden Barry Komisaruk bu yolla kadınlarla erkeklerin cinselliği bu kadar farklı yaşamasının nedenlerini bulmaya çalışıyordu.

Beyindeki yangın

Fakat tüm farklılıklarına rağmen kadın da erkek de orgazm sırasında benzeri bir sinirsel aktivite gösteriyor. “Aradaki benzerlikler farklılıklardan çok daha fazla. Orgazm sırasında beynin tümüyle aktive olduğunu, tüm sistemlerin harekete geçtiğini görüyoruz” diyor Komisaruk. Yani bir orman yangını varsa başlangıçtaki ayrı ayrı kamp ateşleri arasında ayrım yapması zordur.

Belki de orgazm sonrası hissedilen yorgunluk bundandır. O sırada her şey aynı anda aktive olursa bu etkinlikleri birbirinden ayırması zordur. Başka bir şey düşünememe hali de belki bu yüzdendir.

Fakat bu yangında yoğun olan yerler vardır. Dopamin gibi nörotransmiter salgılayarak insanda zevk ve ödüllendirme hisleri yaratan beynin ödül merkezi bunlardan biridir. Öyle ki sıçanlar beynin bu kısmının elektrikle stimüle edilmesinden aldıkları zevki yiyeceklere tercih edecek, açlıktan ölmeye kadar vardıracaklardır işi. Seksin yanı sıra bu bölgeyi harekete geçiren diğer şeyler kokain, amfetamin, kafein, nikotin gibi uyuşturucular ve çikolatadır. Belki de orgazmın ardından aynı şeyleri tekrar yaşama isteği bu nedenle duyulur.

Fakat orgazmın ardından kadın ve erkek arasında farklılıklar baş göstermeye başlar. Uzmanlar, erkek beyninin belli bölgelerinin orgazmın hemen ardından cinsel organların stimülasyonuna cevap vermediğini, oysa kadınların beyninin aktive olmaya devam ettiğini belirtiyor. Bazı kadınlar çoklu orgazm yaşadığı halde erkeklerde böyle bir şey olmamasının nedeni bu olabilir.

Zevkin anatomisi

Bu beyin taramalarından elde edilen sonuçlar tartışma yaratmış olsa da bunlar orgazmın anatomisi konusundaki tartışmalar yanında az kalır. Peniste duyuları beyne taşıyan tek kanal vardır. Kadın genital sisteminde ise bu kanallar üç-dört tanedir.

Kadın cinselliğinde temel taşlarından biri klitoristir. Vajinal açıklığın hemen üzerinde ufak bir yumru şeklindeki klitoris, çok eski tarihlerden kalma kil heykeller üzerinde bile resmedilmiştir. Fakat 16. yüzyıla kadar bu yapının bütün kadınlarda ortak bir fiziksel özellik olduğu ve zevk uyarıcısı olarak işlev gördüğü bilinmiyordu. Ancak daha sonraki yüzyıllarda kadının cinsel zevki sorunu göz ardı edilmiş, doktorlar ve anatomistler klitorisi unutmuştu. 20. yüzyılda yeniden gündeme gelmişti.

Kadınların yüzde 30-40’ının sadece cinsel birleşme yoluyla hiç orgazm olmadıkları, oysa çok sayıda kadının klitorisin uyarılmasıyla orgazm olduğu biliniyor. Peki bütün kadınların vajinal orgazm hissetmemeleri gerekiyor mu? Ya da klitoris olmadığı halde orgazm olmak mümkün mü?

Barry Komisaruk sıçanların çiftleşme davranışlarını incelerken tesadüfen sıçanın vajinasına bir çubuk soktuğunda kaskatı kesildiğini ve böyle bir stimülasyon sırasında acıya karşı duyarsızlaştığını fark etmiş. Benzer bir deneyi kadınlarla yaptığında, vajinal stimülasyon esnasında acıyı beyne ileten sinirlerin bloke olduğu ve acı hissedilmediğini gördü. Peki bu nasıl oluyordu?

Omurilik kopmasına rağmen orgazm

Omuriliği hasar görmüş kadınlar, hatta bu hasarlar genitallerden beyne giden sinir yollarını bloke etmiş olsa bile, vajinalarına ve rahim boynuna (serviks) dokunulduğunda hissediyorlardı. Klitoristen gelen duyuları beyne aktaran sinir kesilmiş olsa bile bazıları bu yolla orgazm bile oluyordu. Komisaruk bundan şu sonucu çıkarıyordu: “Omuriliği hasar görmüş olduğu için klitorisini hissetmeyen kadınlar vjinal stimülasyon yoluyla orgazm olabiliyor. Vajinal orgazmın varlığını kanıtlayan en iyi delil bu belki de.”

Bunun nedeni omuriliğin dışında yer alan vagus sinirinin vajinadan beyne duyuları taşımasıdır. Komisaruk’a göre, “Kadınlar klitoris orgazmını daha bölgesel ve dışsal, vajinal orgazmı ise daha içsel ve tüm bedeni saran bir deneyim olarak niteliyor. Klitoristen duyuları taşıyan sinirin vajinadan taşıyan sinirden farklı olması bunun nedeni olabilir.”

Peki kadının genital bölgesindeki farklı kısımlardan gelen duyuları farklı sinirler taşıyorsa ve her ikisi de orgazmı tetikleyebiliyorsa vajinanın bazı bölgelerinin diğerlerinden daha duyarlı olduğu söylenebilir mi hala? Çiftler vajinal orgazm için hangi bölgede odaklanmalı?

G noktası neresi?

Bütün ilgi uzun süre boyunca G noktası olarak tanımlanan bölgede yoğunlaşmıştı. 1980’lerde buradan ilk söz eden Alman kadın doğum uzmanı Ernst Grafenberg olmuştu. Grafenberg bu noktanın vajinanın ön duvarında olduğunu ve bu duvarın ardından idrar yolunun geçtiğini söylüyordu. Sonraki araştırmalarda bu bölgeden kan damarlarının ve sinir uçlarının geçtiğini ve prostat bezinin kadınlardaki kalıntılarının burada toplandığını ve özellikle pelvik taban kası güçlü olan kadınların bu bölgenin stimülasyonu yoluyla orgazm olacağını ortaya koymuştu.

Ancak böylesi bir noktanın varlığı hala tartışmalı görülüyor. 2008’de 20 kadın üzerinde yapılan bir deneyde idrar yolu ile vajina arasındaki duvarın kalın olduğu kadınların bu tür orgazmlar yaşadığını gösterdi.

Fakat Janini, basılıp çekildiğinde orgazma neden olan spesifik bir düğme tarifi yapar gibi bu alana G noktası adı verilmesini doğru bulmadığını, çünkü öyle bir noktanın olmadığını belirtiyor.

Klitorisin anatomisi

Peki böyle bir nokta yoksa ne var? Birçok araştırmacı klitoris üzerinde birleşiyor ve bunun sadece deri altında bezelye büyüklüğünde bir yapı olmadığını, bir sarmal gibi vajinanın dışından, pelvis içinden ve idrar kanalının yanından geçen 9 cm’e kadar ulaşan, lades kemiğine benzeyen bir yapı olduğunu söylüyor. Herkesin hissettiği kısmı ise bu lades kemiğinin üzerinde bulunan ve en hassas olan beze kısmı.

Kadının cinsel organının ve onlar üzerinde büyük etkisi olan hormonların karmaşık yapısı G noktası gibi bir noktanın varlığını kanıtlamanın da çürütmenin de zorluğunun nedenidir belki de. Yani etrafından yalıtılmış bir halde vajinanın ön duvarını uyarmak işe yaramaz.

Cinsel birleşme anında klitorisin iç kısımları ve idrar kanalını çevreleyen dokular harekete geçer ve şişer. Elle yapılan uyarIlma sırasında ise klitorisin sadece dış kısmı uyarılmış olur.

Klitorisin büyüklüğünün orgazmda etkili olup olmadığı sorusuna bakıldığında ise MR taramalarında, klitorisin boyutları ne kadar küçük ve vajinadan ne kadar uzaksa kadınların orgazm olmalarının da o kadar zorlaştığı görüldü.

‘Tümüyle normal’

Bütün bunlardan yola çıkarak kadınların orgazmı konusunda şunlar söylenebilir: Kadınlar hem vajinal uyarılma hem de klitorisin uyarılması sonucu ya da her ikisi birlikte uyarılarak orgazm olabilir. Bunlara rahim boyu uyarılması da eklenebilir ve tümü birden uyarıldığında daha yoğun ve karmaşık bir orgazm yaşanabilir.

Herhangi bir cinsel tecrübeden uyarılmayan kadınlar içinse uzmanlar farklı yollar denemelerini tavsiye ediyor. Ohio’dan ürejinekolji uzmanı Rachel Pauls şunları söylüyor: “Vajinal orgazm olamadığı için kendisinde bir sorun olduğunu düşünen kadın hastalar geliyor bana. Oysa hiçbir sorunu yok onların. Herkes biraz farklıdır. Seks sırasında bazı kadınlarda klitoris uyarılması kolay, bazılarında ise daha zor olabilir. O zaman eşlere iş düşüyor. Elle ya da başka bir uyarıcıyla uyarma denemeleri yapmak gibi. Ama kadınlar şunu bilmeli ki cinsel birleşme anında kadınlar orgazm olamıyorsa bu tümüyle normaldir.”

About these ads

Cinsel isteksizlik sorunu olan kadınlara ilaç var mı?

Barbara Gattuso 30’lu yaşlarının sonuna doğru kocası ile sekse karşı tavrının değiştiğini fark etti. “Bu konuyu onunla hiç konuşmadım ama doğrusu seks umurumda değildi” diyor. Şimdi 66 yaşında Barbara.

Sorunu isteksizlikti. Çoğu zaman, uzun dönemli ilişki yaşayan kişilerde zaman içinde başlangıçtaki tutkulu dönem söner gider. Fakat Barbara’nın sekse karşı hiç ilgisi yoktu. Ve sadece kocasına karşı değil hiç kimseye karşı herhangi bir cinsel arzu beslemiyordu. Cinsellik alanında çalışma yapan psikologlar cinsel istekteki dalgalanmaları tümüyle normal karşılıyor, özellikle kadınların yaşı ilerledikçe. Bazıları ise bunun beyindeki kimyasalların dengesizliğinden kaynaklanan tıbbi bir sorun olduğuna inanıyor.

Bugünlerde ABD Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA), “kadınlara yönelik viagra” olarak da bilinen Flibanserin adlı ilacın kullanımına onay verip vermeyeceğini tartışıyor. İlacın lehinde ve aleyhinde görüş belirten uzmanlar var.

Hatalı bağlantılar

Peki cinsel arzunun ortadan kalkmasına neden olan nedir? Flibanserin’in bu sorunu nasıl çözmesi bekleniyor? Yaşı ilerledikçe cinsel sorunlarla yüz yüze gelen sadece kadınlar değildir. Erkeklerin Viagra kullanımı bunun açık göstergesidir.

California Üniversitesi’nde psikiyatrist Stephan Stahl tıptaki şu deyimi hatırlatıyor: “Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu üç şekilde görülür: Ereksiyon, ereksiyon, ereksiyon.” Ve şu eklemeyi yapıyor: “Kadınlarda da cinsel fonksiyon bozukluğu üç şekilde görülür: Arzu, arzu, arzu.”

Bilim insanları açısından hem arzudaki bu azalmanın nedeni, hem de arzunun kaynağı gizemini koruyor. Tek bilinen şey bu sorunun beynin ödül bağlantılarıyla ilgili olduğu. Bu konudaki teorilerden biri, kadınlarda cinsel isteğin azalması bozukluğunun (HSDD), beynin ön kısımlarında günlük işlerle ilgili kısmın devre dışı kalamamasından kaynaklandığını ileri sürüyor. Bu nedenle beyinde motivasyon ve zevki harekete geçiren ödülle ilgili bağlantılar sınırlanmış oluyor.

Bir zamanlar erkeklerin cinsel bozukluklarını tedavide oldukça başarılı görülen Viagra’nın ardından benzer bir ilacın kadın versiyonunu bulma yarışı başlamıştı. Kadınlardaki arzu sorunundan dolayı bu ilaç cinsel organa değil, beyne yönelik olacaktı.

Flibanserin bu yöndeki adımların bir ürünü. Başlangıçta antidepresan olarak geliştirilen ilacın ruh hali üzerinde bir etkisinin olmadığı görüldü. Fakat ilacın klinik deneme aşamasına katılan kadınlar bir yan etkiden söz etmeye başlamıştı: sekse karşı ilgilerinin artması.

Flibanserin, bu devre sisteminde nörotransmiter adı verilen sinyal moleküllerinin (dopamin, nöradrenalin ve serotonin) dengesine ince ayar çekiyordu. Stahl, bu ilacın “bu devre sisteminin ayarlı olmasını sağlayacak şeyin yerini aldığını ya da onu normal seviyede tuttuğunu” belirtiyor. “Belki de kadınların cinsel isteklerini sınırlayan beyninin ön kısmındaki bu devreleri kapatmasını sağlıyordur” diyor Stahl.

Alevlenen arzular?

Flibanserin’den antidepresan olarak vazgeçilmiş, ama HSDD bozukluğu olan kadınlarda cinsel isteği canlandırmak için kullanılması önerisi getirildi. Fakat ilk denemelerde kadınlar “tatmin edici bir cinsel hayat”tan söz etseler de, ilacın cinsel istekleri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteremediler. Bu nedenle FDA ilacın bu amaçla kullanımına 2010’da onay vermedi.

Fakat daha sonraki araştırmalar bu ilacın cinsel isteği artırıcı etkisinin olduğunu, fakat bu etkinin sınırlı kaldığını gösterdi. Kadınlardaki HSDD bozukluğuna yönelik ilaç bulunması doğrultusunda kampanya yürüten Even The Score adlı kampanya grubunun (maaşı bir ilaç şirketi tarafından ödenen) başkanı Susan Scanlan, sorunun bu etkinin nasıl ölçülebileceğinde yattığını belirtiyor.

“Ortalama bir Amerikalı kadın ayda üç kez seks yaşıyor. Eğer hasta bu aylık sayıyı tutturamadıysa bu ilacın başarısız olduğu anlamına mı gelir?” diye soruyor. Flibanserin kullanan kadınların 28 gün içinde 2,5 kez seks yaptığını, HSDD bozukluğu olan kadınlarda bu sayının 1,5’te kaldığı belirtiliyor.

Bu denemelere katılan bazı kadınlarsa daha büyük gelişme kaydetmişti. Barbara onlardan biriydi. 2011’de bu denemelere katıldığında ona önce plasebo ilaç verilmişti. İlacın hiçbir etkisi olmadığını gördü. Daha sonra gerçek ilacı denediğinde ise birkaç hafta içinde farklı bir insana dönüştüğünü, cinsel yaşamında büyük ilerleme olduğunu söylüyor Barbara.

Yan etkiler

Fakat bu gelişmelere karşılık bazı yan etkileri vardı ilacın: baş dönmesi ve bulantı gibi. Scanlan bunun Viagra ve ereksiyon sorunuyla ilgili diğer ilaçların yan etkileri kadar şiddetli olmadığını söylüyor. “Erkekler için onay verilen bu ilaçların 26’sında kalp krizi, körlük, ani ölüm ve peniste delinme gibi yan etkiler gözlenmiştir” diyor.

Bazıları ise Flibanserin gibi bir ilaca onay verilmesinin, kadınları, ilişki uzmanlarına danışma ya da hayatlarındaki aşırı çalışma ve depresyon gibi diğer sorunları çözmeye yönelme yerine hemen tıbbi çözüme başvurmaya itebileceğini söylüyor. Cinsel istek sorununda ilişkilerin, ruh hali, mahremiyet gibi faktörlerin önemli olduğu belirtiliyor.

Fakat yine de bazı durumlarda ilaca dayalı çözüm gerekebileceği, ancak bu ilacın klinik olarak önemli gelişmeye işaret etmesi ve yan etkileri konusunda daha ayrıntılı bilgiye ihtiyaç olduğu görüşü savunuluyor. Flibanserin’in reddedilmesi halinde ise daha etkili alternatif arayışlarının sekteye uğramasından da endişe duyuluyor.

Son çare

Kimse önce ilişkiyle ilgili sorunlar, yorgunluk, stres, ilaç kullanımı gibi başka faktörler hesaba katılmadan hızlı çözüm olarak ilaca başvurulması gerektiğini savunmuyor. Stahl, “Sekse ilgi duymuyorsanız şunu sormanız lazım: bu ilgisizlik sadece kocanıza karşı mı yoksa genel bir ilgisizlik mi? İlacın kötü bir evliliğe faydası olmayacaktır” diyor.

Barbara ilişki sorunlarının çözümü için danışmanlara başvurulabileceğine, ama bunun kendi evliliğine fazla bir faydası olmayacağına inanıyor. “Diyabet gibi tıbbi bir sorununuz varsa istediğiniz kadar konuşun bir faydası olmaz. HSDD de beyinde bir dengesizlik sorunudur.”

Barbara gibi hastalar Flibanserin’i kendileri için son çare olarak görüyor. “İlacın denemelerden çekildiğini öğrendiğimde sadece kendim için değil, bu sorunla karşı karşıya olan ve yardım alamayan yüzbinlerce kadın için üzüntü duydum. Onların böyle bir ilaca ihtiyacı var” diyor.

Adet Döneminde Cinsel İlişki

Adet Döneminde Cinsel İlişki: Yüce kitabımız Kuran’da, adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesi yasaklanmıştır! Bu yazıda, öncelikle, adet kanaması hakkındaki birtakım batıl inançlar ele alınacaktır. Ardından meseleye İslami bakış açısının ne olduğu, ayet ve tarihi bilgiler ışığında sunulacaktır. Daha sonra, mevcut tıbbi literatür gözden geçirilerek, adet döneminde cinsel ilişkiyi yasaklayan ilahi hükmün muhtemel biyokimyasal temelleri üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

Batıl İnançlar


Adet kanaması hakkında, tarih boyunca birtakım batıl inançlar hüküm sürmüştür: Adet kanının canlı veya cansız varlıklara zarar verebildiği düşünülmüş; adet gören kadının, dokunduğu her şeyi kirleten pis bir varlık olduğuna inanılmış ve bu dönemdeki kadınlar, sosyal hayatın bütünüyle dışına itilmiştir!

Muharref Tevrat’ta şöyle denilmektedir:
“Adet gördüğü için kan kaybeden kadın, 7 gün kirli sayılacak!  Ona dokunan da, akşama kadar kirli sayılacak!

Adet gördüğü günlerde, kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacak!

Kim kadının yatağına dokunursa; giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacak!

Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa; o da giysilerini
yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacak!

Kadının yatağındaki veya oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes, akşama kadar kirli sayılacak!

Adet gören kadının kirliliği, onunla yatan adama da bulaşır: Adam 7 gün kirli kalır ve yattığı her yatak kirli sayılır!” (Tevrat, Levililer, 15/19-24).

Zerdüştlükte, adet gören kadınların tapınaklara girmeleri ve ateşe 15 adımdan fazla yaklaşmaları yasaklanmıştır (Avesta, Vendidad, 16/1-4).

Hinduizm’de, adetli bir kadınla aynı yatağa uzanıp uyumak, onunla beraber yemek yemek ve yemek yerken ona bakmak yasaklanmış; hatta, normalde bir kadını öldürmek kefaret gerektiren bir suç olduğu halde, kadının adet döneminde iken öldürülmesi, kefaret gerektiren suçların dışında tutulmuştur (Manusmriti, 4/40,43; 11/88).

Muharref İncil’de, kanaması olan bir kadının İsa peygambere dokunması nedeniyle, (güya) İsa peygamberin “Benden gücün gittiğini hissettim.” dediği yazmaktadır (İncil, Luka, 8/46).

Hadis kaynaklarında, Cahiliye devrinde bazı Arapların, Mecusilerin yaptığı gibi, kadınlar adet gördüğünde, onlarla birlikte yemek yemedikleri ve bir arada oturmadıklarından bahsedilmektedir (Müslim, Hayız, 302; Ebu Davud, Nikah, 2165).

MS 1. yüzyılda yaşamış Romalı filozof Pliny, “Naturalis Historia (Doğa Tarihi)” adlı kitabında, adet kanı nedeniyle bitkilerin solduğundan, hayvanların öldüğünden ve eşyaların bozulduğundan bahsetmiştir (Natural History, 7/13,65 ve 28/23).

MS 13. yüzyılda yazılmış ve uzun bir dönem boyunca Batı kültürünü etkilemiş olan “De Secretis Mulierum (Women’s Secrets)” adlı kitapta da, adet gören kadınların bakışlarının verdiği zararlar anlatılmaktadır.

İslamiyet


Yüce kitabımız Kuran, meseleye kadınlar açısından yaklaşmış; bu hassas dönemde cinsel ilişkiden kaçınılmasını istemiş; bunun haricinde, kadını sosyal hayatın dışına iten hiçbir yasağa yer vermemiştir!

Rabbimiz, Kuran’da şöyle buyurmaktadır: “Sana adet hakkında soru soruyorlar. De ki:

‹‹O, sıkıntı verici bir durumdur; bu nedenle adet döneminde kadınlardan çekilin ve onlara temiz oluncaya kadar yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın…››” (Bakara/222)

Ayetin metninden anlaşıldığına göre, müslüman erkekler, muhtemelen çevrelerindeki Yahudilerin, Mecusilerin ve bazı müşrik Arapların adet dönemindeki kadını sosyal hayattan dışlayan uygulamalarını görmüş ve bu konudaki İslami yaklaşımı öğrenmek için peygamberimize soru sormuşlardır.

Kuran, adet görmeyi, “bir eza”, yani “sıkıntı verici bir durum” olarak nitelemektedir.

Eza kelimesi, bir canlının fizyolojik veya psikolojik açıdan yaşadığı olumsuz durumları anlatır (Müfredat). Böylece Kuran, yukarıda açıkladığımız batıl inançların aksine, kadının çevresine verdiği sözde zararlardan bahsetmeyip; adet döneminin kadın fizyolojisinde veya psikolojisinde oluşturduğu etkilere dikkatleri çekmektedir.

“Onlara temiz oluncaya kadar yaklaşmayın.” kısıtlaması, cinsel ilişkiyle alakalıdır!
Nitekim ayetin devamında,

“Temizlendikleri zaman, Allah’ın “size emrettiği yerden” onlara varın.” denilerek, bu durum açıkça ortaya konmuştur.

Ayette geçen “temiz olmak” fiili, kirden değil, sıkıntıdan temizlenmek/kurtulmak olarak anlaşılabilir. Çünkü Allah, adet görme halini, “bir kirlilik” olarak değil, “sıkıntı verici bir durum” olarak tanımlamıştır! Nitekim, 3/55. ayette de, İsa peygamberin kafirlerden kurtarılması olayı, “temizlenme” olarak ifade edilmiştir (Ayrıca bakınız: 2/232, 11/78, 33/53 ve 58/12).

“Allah’ın emrettiği yer” vajinal yol (döl yolu) olarak anlaşılmıştır! Çünkü, bir sonraki ayette, “Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. Öyleyse, dilediğiniz şekilde tarlanıza varın.” (2/223) denilmektedir. Döllenmiş yumurta, adeta bir tohumun toprağa gömülmesi ve orada kök salarak büyümesi gibi, rahim duvarına tutunur ve buradan beslenerek embriyolojik gelişimini sağlar. İnsanoğlunun tarlası, yani tohumunun büyüyüp olgunlaştığı yer, kadın rahmidir. Cinsel ilişkide bu tarlaya varmanın yolu da vajinadır! “Allah’ın emrettiği yer” ifadesi, sadece bir sonraki ayetin metnine bu şekilde işaret etmekle kalmaz; aynı zamanda, insanoğlunun fıtratına, yaratılış özelliklerine, sahip olduğu fizyolojiye de dikkatleri çeker: Allah, cinsel ilişkide kullanılmak üzere, erkek ve dişinin üreme organlarını yaratmıştır! Öyleyse, Allah’ın cinsel ilişkide kullanılmasını istediği (emrettiği) yolun, bu amaçla yaratmış olduğu vajinal yol olarak anlaşılması uygundur.

Sonuç olarak Kuran’da, adet kanamasının kadınlar için sıkıntı verici bir durum olduğu söylenmiş ve kadınlar bu halden kurtuluncaya/temizleninceye kadar, adet dönemi boyunca vajinal ilişkiden kaçınılması istenmiştir.

Hadis kaynaklarında, peygamberimizin adet dönemi hakkında kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar ve adet gördükleri zamanlarda eşleriyle yaşadığı çeşitli olaylar hakkında, ayrıntılı rivayetler yer almaktadır.
Bir rivayete göre, Yahudilerin adet gören kadınlarla birlikte yemek yememeleri ve her bakımdan onlardan uzak durmaları karşısında, sahabiler meseleyi peygamberimize danışmışlar ve ardından Bakara suresinin 222. ayeti nazil olmuştur. Bunun üzerine peygamberimiz sahabilere, adet gören eşleriyle cinsel ilişkiye girmemelerini; ancak bunun dışında kalan her türlü ailevi münasebette bulunabileceklerini söylemiş; Yahudiler ise, söz konusu haber kendilerine ulaştığında, buna tepki göstermişlerdir (1).

Bir başka rivayete göre, bahsi geçen ayetin inişinden sonra peygamberimiz, adetli kadınlarla vajinal yolla ilişkiye giren kişileri, kendisine indirilenden yüz çevirmekle itham etmiştir (2).

Bir başka rivayete göre ise, peygamberimiz mescitte iken, Ayşe annemizden seccadesini mescide getirmesini istemiş; onun hayızlı olduğunu ifade etmesi üzerineyse, adet görmenin kişinin elinde olan bir şey olmadığını söylemiştir (3).

Bunların dışında, hadis kaynaklarında, peygamberimizin adet gören eşleriyle birlikte yatıp uyuduğu, onlarla yemek yediği, vajinal yolla olmamak kaydıyla cinsi münasebette bulunduğu ve mesele hakkında soru yönelten kimselere de, hem kendisinin hem de eşlerinin bu doğrultuda cevaplar verdikleri yazılıdır (4).

Görüldüğü gibi İslamiyet, kadını adet döneminde sosyal hayattan dışlayan birtakım batıl inançların aksine, vajinal ilişki dışında, ailevi ve sosyal münasebetlere bir sınırlama getirmemiştir! Bu noktada belki “adetli kadının ibadeti” mevzusu akla gelebilir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, ülke gündeminde tartışılan dini konuları görüşmek ve bir sonuca bağlamak üzere, 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında, tanınmış akademisyenler ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın üst düzey yöneticileri ile uzman üyelerinin katılımıyla gerçekleştirdiği “Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı”nın sonuç bildirgesinde (20. madde), kadınların özel hallerinde namaz yükümlülüğünden muaf tutulmalarının, onların psikolojik ve fizyolojik yüklerini hafifletme düşüncesiyle olduğu açıklanmış ve kadınların bu gibi durumlarda Kuran okuyabilecekleri ve mescitlere girebilecekleri sonucuna varılmıştır (5). Kuran’da, Bakara suresinin 184. ayetinde, hasta veya seferde olan kişilerin başka günlerde oruç tutabileceği ifade edilmiştir. Bu ruhsatın, adetli kadınlar için de geçerli olduğu söylenebilir.

Peygamberimizin vefatının ardından, Müslümanların çeşitli konularda, ya önceki inançlarının ya da çevrelerindeki din ve kültürlerin etkisiyle birtakım batıl anlayışları İslam kültürüne taşıdıkları bilinmektedir ve bu sosyolojik açıdan da olağan karşılanabilecek bir durumdur. Öyle anlaşılıyor ki bu durum, adetli kadına bakışta da kendini göstermiştir! Ancak, bu meseleyi şimdilik burada noktalayarak; Kuran’ın açık bir şekilde ortaya koyduğu “adet döneminde vajinal ilişki yasağı”nı, tıbbi literatür ışığında ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalışacağım.

Meselenin Biyokimyasal Yönü


Kadın Üreme Sistemini Koruyan Mekanizmalar: Kadın üreme sistemi, enfeksiyon etkenlerine karşı, başlıca iki savunma mekanizmasıyla korunur: vajinal asidite ve servikal mukus. Vajinanın iç yüzeyini döşeyen hücreler, östrojen hormonunun etkisiyle bol miktarda glikojen sentezleyip biriktirir. Vajinada doğal olarak bulunan bakteriler, dökülen hücrelerdeki glikojeni parçalayarak laktik asit oluşturur. Laktik asit, döl yolunun asiditesinden (düşük pH) sorumludur ve üreme çağındaki bir kadının döl yolu 3.5-5.5 arasında bir pH değerine sahiptir. Bu asidik ortam, hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmalara karşı, koruyucu bir etki oluşturur. Döl yolunu enfeksiyon etkenlerine karşı savunan ikinci temel mekanizma ise, rahim boynunun müköz salgısıdır (servikal mukus). Bu salgı, hem mekanik hem de kimyasal bir bariyer oluşturarak, rahim gövdesi içine mikroorganizmaların geçişini zorlaştırmaktadır (6).

Adet Günleri – Hassas Bir Dönem: Adet kanaması döneminde, kanda östrojen seviyeleri düşer. Vajinada doğal olarak bulunan faydalı bakteri populasyonu ve buna bağlı olarak laktik asit üretimi azalır. Adet kanının varlığı, kanın pH’sı nötrale yakın olduğundan dolayı, vajinal asiditeyi daha da bozar. Koruyucu asiditenin azalması, döl yolunun enfeksiyonlara karşı direncini olumsuz yönde etkiler. Kanın, birçok zararlı mikroorganizma için uygun bir kültür ortamı oluşturması, enfeksiyon riskini daha da artırır. Ayrıca adet kanının atılabilmesi için, rahim ağzı bir miktar genişler. Bu durum, olası enfeksiyon etkenlerinin, üst üreme organlarına yayılabilmesini kolaylaştırır. Servikal mukus salgısı da, adet dönemindeki hormonal değişikliklere bağlı olarak azalır. Sonuç olarak, adet döneminde kadın üreme sistemi, enfeksiyonlara karşı belli ölçüde korunmasız hale gelir (7, 8).

Cinsel İlişki – İlave Bir Yük: Cinsel ilişki ile vajinaya dökülen meni sıvısı, spermleri vajinal asiditeden korumak için bazik karakterdedir ve bu da mikroorganizmalara karşı koruyucu özellik gösteren vajinal asiditeyi, kısa bir süreliğine de olsa olumsuz yönde etkilemektedir (9). Yapılan çalışmalar, cinsel ilişkinin, vajinadaki faydalı bakterilerin hakimiyetini değerlendiren Nugent skoru üzerinde olumsuz bir etki oluşturabileceğini göstermiştir (10, 11). Cinsel ilişki sırasında kadının orgazm olmasını takiben, spermlerin geçişini kolaylaştırmak için rahim ağzının bir miktar genişlemesi de, enfeksiyona yol açabilecek mikroorganizmaların üst genital organlara yayılması için bir risk oluşturur.

Vajinaya dökülen meni sıvısı, beraberinde birtakım zararlı bakterileri veya faydalı bakterileri parçalayan fajları taşıyabilir. Ayrıca meni sıvısı, spermleri kadının savunma sisteminden korumak için, bağışıklık sistemini baskılayıcı birtakım maddeler içermektedir. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, adet günlerinde kurulacak olan cinsel ilişki, kadının zaten fizyolojik olarak hassas ve nispeten dirençsiz olduğu bir dönemde, savunma sisteminin kapasitesini aşabilecek ilave bir yük anlamına gelecektir.

Cinsel ilişki ile vajinaya dökülen spermlerin, yumurtayı dölleyebilmek için, vajinadan önce rahme; ardından da tüplere doğru ilerlemesi gerekir. Kadının orgazmı sırasında ve sonrasında, spermlerin vajinadan rahme doğru çekilmesini ve ardından tüplere doğru ilerlemesini sağlayacak şekilde, vajina ve rahim içinde birtakım basınç değişiklikleri meydana gelmektedir. Aşağıdan yukarıya doğru oluşan bu akım, beraberinde birtakım zararlı mikroorganizmaları sürükleyebileceği gibi; aynı zamanda, adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde, dışarıya doğru atılması gereken adet kanının, tüplere doğru yönelmesine de yol açabilir. Adet kanının rahimden vajinaya doğru akması gerekirken, geriye doğru, yani tüplere ve periton boşluğuna doğru akmasına “retrograd menstruasyon” adı verilir. Adet kanında, rahim iç tabakasına ait dokunun canlılığı bir süreliğine daha devam etmektedir. Böylece, retrograd menstruasyonla, rahim iç tabakası normal yeri dışında başka bir yere ulaşabilir ve orada yerleşebilir. Bu duruma “endometriyoz” adı verilir. Sonuç olarak, adet kanaması, normalde içeriden dışarıya doğru bir akım oluştururken; cinsel ilişki, dışarıdan içeriye doğru ters bir akım meydana getirir ve bu nedenle hem hassas bir dönemde zararlı mikroorganizmaların geçişini kolaylaştırır, hem de dışarıya atılması gereken adet kanının tüplere doğru yönelmesine yol açabilir (12-14).

image

Şekil 1. Adet döneminde cinsel ilişkiyle oluşan ters akım.

Tıbbi Riskler


1. Bakteriyel Vajinoz
Bakteriyel vajinoz (BV), vajinada doğal olarak bulunan ve glikojeni laktik aside çeviren faydalı bakterilerin (laktobasiller) azaldığı; buna bağlı olarak, vajinanın daha az asidik hale geldiği (pH > 4.5) ve farklı bakteri türlerinin anormal şekilde çoğaldığı bir hastalıktır.

Adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesinin, BV riskini artırıp artırmadığı sorusuna, hem yapılan çalışmaların sayıca yetersiz olması, hem de elde edilen sonuçların birbiriyle çelişmesi nedeniyle, net bir cevap verebilmek mümkün değildir. Fonck ve ark. (15), BV ile adet döneminde cinsel ilişki arasında herhangi bir bağlantı bulamazken, daha sonra Ness ve ark.
(16, 17) tarafından yapılan çalışmalarda, adet döneminde cinsel ilişkiye giren kadınlarda BV prevalansının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yakın zamanda, Rugpao ve ekibi (18) tarafından 1522 kadın üzerinde yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, adet döneminde cinsel
ilişkiye girilmesinin BV riskini yaklaşık 2 kat artırdığı bulunmuştur.

2. Pelvik İnflamatuar Hastalık
Pelvik inflamatuar hastalık (PID), genellikle, vajinada bulunan faydalı bakteri populasyonunun azalması ve dışarıdan bazı enfeksiyon etkenlerinin girmesiyle ortaya çıkar ve daha sonra vajina ve serviksteki enfeksiyon, rahim ve tüplere doğru yayılma gösterir. PID, infertilite ve ektopik gebelik gibi birtakım başka ciddi problemlere yol açması açısından, önemli bir sağlık sorunudur. Adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesi, öteden beri PID için bir risk faktörü olarak kabul edilmiştir (19). Adet döneminde, koruyucu vajinal asiditenin azalması ve servikal mukusun eksikliği; adet kanaması sırasında, rahim iç tabakasının dökülmesi ve rahim ağzının genişlemesi; cinsel ilişkide, adet kanının vajina yerine tüplere doğru geri kaçması (retrograd menstruasyon) ve kanın zararlı mikroorganizmaların gelişmesi için uygun bir kültür ortamı oluşturması, sorumlu tutulan faktörler arasındadır (20-22).

Kaliforniya Üniversitesi’nden Jossens ve ekibi (23), adet döneminde cinsel ilişkiye giren kadınlarda, PID gelişme riskinin yaklaşık 5 kat daha fazla olduğunu bulmuşlar ve buna dayanarak adet döneminde cinsel ilişkiden kaçınılmasını tavsiye etmişlerdir. Bununla birlikte, literatürde aksi yönde görüş bildirmiş yayınlar da vardır (13, 24, 25). Ancak, bu çalışmalar bazı eleştiriler de almıştır. Örneğin, Filer ve Wu (13), adet döneminde cinsel ilişki ile PID arasında herhangi bir bağlantı tespit edememiştir; fakat bu çalışmada, PID hakkındaki veriler, herhangi bir tıbbi dokümantasyona dayanmamaktaydı. Bu çelişkili sonuçlara rağmen, adet döneminde kadın üreme sisteminin enfeksiyonlara karşı daha korunmasız olduğu ve cinsel ilişkinin de ek bir yük getirdiği dikkate alındığında, adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesinin patojen mikroorganizmaların bulaşması ve birtakım hastalıklara yol açması açısından genel bir risk taşıdığını söylemek doğru olacaktır. Nitekim, yapılan bilimsel çalışmalarda, adet döneminde cinsel ilişkinin, servisit (26) ve vulvovajinal kandidiyaz (27) riskini artırdığı ve cinsel yolla bulaşan bazı enfeksiyonların geçişini kolaylaştırabileceği görülmüştür (25, 28-30).

image

Şekil 2. Adet döneminde cinsel ilişkinin oluşturduğu tıbbi riskler.

3. Endometriyoz
Rahim iç zarına ait dokunun, normal konumu dışında başka bir yerde (örneğin, yumurtalıklarda) bulunması haline “endometriyoz” adı verilir.

Kadın üreme sisteminin aylık periyotlarına iştirak eden bu çarpık yerleşimli dokular, şiddetli ağrılara neden olabilir. Ayrıca çevre dokuyu etkileyerek birtakım yapışıklıklara (adezyon) ve infertilite sorunlarına yol açabilir.

Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği zaman, spermleri rahim ve tüplere doğru nakletmek için var olan sistemler, dışarı atılması gereken adet kanının da tüplere doğru yönelmesine yol açabilir (retrograd menstruasyon). Böylece adet kanında bulunan rahim dokusu da, tüplere ve periton boşluğuna ulaşarak, burada endometriyoza neden olabilir.

Filer ve Wu (13), adet döneminde cinsel ilişkiye giren kadınlarda, diğerlerine göre, endometriyoz görülme sıklığının daha fazla olduğunu tespit etmiştir. Benzer şekilde, Wang ve ekibi de (31), endometriyoz hastalarında, normal kadınlara göre, adet döneminde cinsel ilişki hikayesinin daha fazla olduğunu bulmuşlardır.

4. Diğer Muhtemel Riskler
Cutler ve ekibi (32) tarafından, perimenopozal kadınlarda yapılan bir çalışmada, adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesi ile daha uzun ve/veya daha ağır adet kanaması arasında bir ilişki olduğu görülmüştür. Genç yaşlarda düzenli cinsel aktiviteye başlayan kadınlarda artmış serviks kanseri insidansının, aynı zamanda adet döneminde cinsel ilişkiye girme sıklığının da daha yüksek olmasıyla bağlantılı olabileceği öne sürülmüştür (33). Toksik şok sendromu ile adet döneminde cinsel ilişki arasında bir bağlantı olabileceği düşünülmüş; ancak yapılan çalışmalarda, böyle bir bağlantının varlığı gösterilememiştir (34, 35).

Literatürde, cinsel ilişki sırasında oluşan bir vezikovajinal fistül (mesane ve vajina arasında geçit açılması) vakasında, vajinanın adet döneminde hormonal etkilere bağlı olarak daha incinebilir hale gelmesinin, fistül oluşumuna katkıda bulunabileceği söylenmiştir (36). Ayrıca, adet döneminde cinsel ilişkiye girilmesi, sadece kadınlar için değil; aynı zamanda doğuracakları bebekler için de birtakım riskler taşıyor olabilir. Örneğin, Tameliene ve ark. (37), E.coli bakterisiyle kolonize olmuş yenidoğan bebeklerin annelerinde, geçmişte adet döneminde cinsel ilişkinin önemli ölçüde daha sık yaşanmış olduğunu tespit etmişlerdir.

Muhtemel Olumlu Etkiler

Menide bulunan antidepresan ve analjezik etkili maddelerin, düzenli olarak korunmasız cinsel ilişkiye giren kadınlarda, bazı psikolojik faydalar sağladığı; adet döneminde cinsel ilişkiden kaçınılması halinde, kadının bu faydalı etkilerden mahrum kalacağı ve bu nedenle premenstruel sendrom gibi birtakım hastalıkların görülme riskinin artabileceği yönünde bazı görüşler öne sürülmektedir (38). Ancak bu konudaki düşünceler, Gallup ve ekibinin (39) 2002 yılında yayımladıkları (ki medyada geniş yankı uyandırmıştır) bir çalışma üzerinden yapılan abartılı varsayımlar ile henüz bilimsel bir dergide yayımlanmamış olan bazı verilere (38) dayanan tartışmaya açık spekülasyonlardır ve yeterli bilimsel kanıttan yoksundur. Söz konusu iddialar yapılacak olan çalışmalarla doğrulansa bile, adet döneminde cinsel ilişki hakkında nihai bir tavsiyede bulunmadan önce, muhtemel psikolojik faydalar ile yukarıda açıkladığımız tıbbi risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır.Bu noktada, önemli olduğunu düşündüğüm bir hususun altını çizmek istiyorum. Vajinal ilişki, kadın organizması için, özellikle adet döneminde belirginleşen ve yukarıda ana hatlarıyla ifade etmeye çalıştığım birtakım tıbbi riskler taşıdığı gibi; aynı zamanda, hemen hemen tüm vücut sistemleri üzerinde etkisi olan bazı genel faydalar da sağlamaktadır.

Yapılan bilimsel çalışmalar, vajinal ilişkinin mental sağlığı olumlu etkilediğini (40, 41); ilişki kalitesini ve duygusal farkındalığı artırdığını (42, 43); analjezik (44-46) ve antidepresan (39) etkilerinin olduğunu; vajinal (47-50) ve metabolik (51-57) fonksiyonları düzelttiğini; kas-iskelet sistemi (58) ile kardiyovasküler sistem (59-61) üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini; ölüm oranlarını azaltarak ortalama yaşam süresini uzattığını (62-65);
erkeklerde erektil problemleri (66), prostata bağlı yakınmaları (67) ve prostat kanseri riskini (68, 69) azalttığını ve meni kalitesini (70, 71) iyileştirdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, sebep- sonuç ilişkisi henüz tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olmakla birlikte, immatür psikolojik defans mekanizmalarının kullanımı (72-74), depresyon (39), aleksitimi (75), şizofreni (76), anoreksia nervoza (77), preeklampsi (78, 79) ve meme kanseri (80-82) gibi sorunlar ile vajinal ilişki arasında ters bir bağlantı olduğu rapor edilmiştir.

Bilindiği gibi, Hristiyanlığın Katolik mezhebinde, rahip ve rahibelerin evlenmesi yasaktır ve onlardan ömür boyu sürecek bir cinsel perhiz içinde olmaları istenir. Benzer bir durum Budist din adamları için de geçerlidir. Oysa İslamiyet, insan fıtratına aykırı olan bu gibi genel kısıtlamalara asla yer vermemiş; tam aksine, çok açık bir şekilde evliliği ve cinsel ilişkiyi teşvik etmiştir. Kuran’ın adet döneminde vajinal ilişkiye getirdiği sınırlamayı, kadın ve erkeğin cinsel ilişkinin sağladığı faydalardan mahrum bırakılması şeklinde anlamak doğru olmaz. Söz konusu yasak, cinsel ilişkiyi sadece en riskli olabileceği dönemin dışına taşımakta ve böylece çiftlerin cinsel hayatlarında minimum zarar-maksimum fayda ilkesi gerçekleştirilmiş olmaktadır.

Maymunlarda Cinsel İlişki Zamanı


Maymunlar, adet kanaması görmeleri açısından, memeli canlılar arasında istisnai bir konuma sahiptir. Hayvanlarda cinsel ilişki isteğinin oluştuğu döneme, kızışma dönemi adı verilmektedir. Süreler değişkenlik göstermekle birlikte, kabaca, orangutanlarda 29 günlük
periyodun 4-6 günü; gorillerde 30 günlük periyodun 2-3 günü ve şempanzelerde 37 günlük periyodun 10-14 günü kızışma dönemi olarak geçer. Bu dönem, genel olarak periyodun ortalarına denk gelmektedir ve adet kanamasının meydana geldiği günlerin dışındadır (83).

Görüldüğü gibi, adet kanaması döneminde cinsel ilişkiden uzak kalınması, doğada içgüdüsel bir eğilim olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç


Sonuç olarak İslamiyet, -batıl inançların aksine- adet dönemindeki kadını,
dokunulmaması ve sosyal hayatın dışına itilmesi gereken “zararlı” bir varlık olarak görmemiş; adet döneminde vajinal yolla kurulacak cinsel ilişkiyi ise yasaklamıştır. Günümüzde elde edilen bilimsel verilere bakıldığında, adet döneminde vajinal ilişkiye girilmesinin birtakım
tıbbi riskler taşıdığı ve söz konusu yasağın, biyokimyasal açıdan da gerekçelendirilebilir olduğu görülmektedir.

Kaynaklar


(1) Ebu Davud, Nikah, 2165; Müslim, Hayız, 302.
(2) Tirmizi, Taharet, 135; İbn Mace, Taharet, 639.
(3) Müslim, Hayız, 298; Ebu Davud, Taharet, 261; Tirmizi, Taharet, 134; Nesai, Hayız, 1, 192.
(4) Buhari, Hayız, 4, 5, 13, 21, 22; Ebu Davud, Taharet, 260, 267; Müslim, Hayız, 295, 296; Nesai, Hayız, 1,
189, 191, 192; Tirmizi, Taharet, 132, 133.
(5) Diyanet İşleri Başkanlığı, Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı, Sonuç Bildirgesi, m.20, 15-18 Mayıs
2002, İstanbul.
(6) Sloan E. Biology of women. Cengage Learning, 2002.
(7) Wilson M. Microbial inhabitants of humans: Their ecology and role in health and disease. Cambridge
University Press, 2005.
(8) Howard FM. Pelvic pain: diagnosis and management. Lippincott Williams & Wilkins, 2000.
(9) Leppaluoto PA. Bacterial vaginosis: what is physiological in vaginal bacteriology? An update and opinion.
Acta Obstet Gynecol Scand. 2011; 90:1302-1306.
(10) Borovkova N, Korrovits P, Ausmees K, et al. Influence of sexual intercourse on genital tract microbiota in
infertile couples. Anaerobe. 2011; 17:414-418.
(11) Borovkova N, Stsepetova J, Oopkaup H, Korrovits P, Punab M, Mandar R. Influence of sexual intercourse
on vaginal lactoflora. 21st ECCMID (European Congress of Clinical Microbiology and Infectious Diseases),
Milan (Italy), 7-10. May, 2011.
(12) Fox CA, Wolff HS, Baker JA. Measurement of intra-vaginal and intra-uterine pressures during human
coitus by radio-telemetry. J Reprod Fertil. 1970; 22:243-251.
(13) Filer RB, Wu CH. Coitus during menses. Its effect on endometriosis and pelvic inflammatory disease. J
Reprod Med. 1989; 34:887-890.
(14) Shafik A, Shafik IA, El Sibai O. Vaginal and uterine pressure response to semen deposition into the vagina
and uterus: human study. Clin Exp Obstet Gynecol. 2006; 33:107-109.
(15) Fonck K, Kaul R, Keli F, et al. Sexually transmitted infections and vaginal douching in a population of
female sex workers in Nairobi, Kenya. Sex Transm Infect. 2001; 77:271–275.
(16) Ness RB, Hillier SL, Richter HE, et al. Douching in relation to bacterial vaginosis, lactobacilli, and
facultative bacteria in the vagina. Obstet Gynecol. 2002; 100:765.
(17) Ness RB, Hillier SL, Kip KE, et al. Bacterial vaginosis and risk of pelvic inflammatory disease. Obstet
Gynecol. 2004; 104:761-769.
(18) Rugpao S, Sriplienchan S, Rungruengthanakit K, et al. Risk factors for bacterial vaginosis incidence in
young adult Thai women. Sex Transm Dis. 2008; 35:643-648.
(19) Hatcher RA. Counseling couples about coitus during menstrual flow. Contracept Technol Update. 1981;
2:167.
(20) Keith L, Berger GS. The etiology of pelvic inflammatory disease. Res Front Fertil Regul. 1984; 3:1-16.
(21) Barrett S, Taylor C. A review on pelvic inflammatory disease. Int J STD AIDS. 2005; 16:715-720.

(22) Banikarim C, Chacko MR. Pelvic inflammatory disease in adolescents. Semin Pediatr Infect Dis. 2005;
16:175-180.
(23) Jossens MO, Eskenazi B, Schachter J, Sweet RL. Risk factors for pelvic inflammatory disease. A case
control study. Sex Transm Dis. 1996; 23:239-247.
(24) Eschenbach DA, Harnisch JP, Holmes KK. Pathogenesis of acute pelvic inflammatory disease: role of
contraception and other risk factors. Am J Obstet Gynecol. 1977; 128:838-850.
(25) Lurie S. Does intercourse during menses increase the risk for sexually transmitted disease? Arch Gynecol
Obstet. 2010; 282:627-630.
(26) Keshavarz H, Duffy SW, Sotodeh-Maram E, et al. Factors related to cervicitis in Qashghaee nomadic
women of southern Iran. Rev Epidemiol Sante Publique. 1997; 45:279-285.
(27) Hellberg D, Zdolsek B, Nilsson S, Mardh PA. Sexual behavior of women with repeated episodes of
vulvovaginal candidiasis. Eur J Epidemiol. 1995; 11:575-579.
(28) Brown DW. Hepatitis, acquired immunodeficiency syndrome, and intercourse during menstruation. JAMA.
1990; 263:518.
(29) Tanfer K, Aral SO. Sexual intercourse during menstruation and self-reported sexually transmitted disease
history among women. Sex Transm Dis. 1996; 23:395-401.
(30) Foxman B, Aral SO, Holmes KK. Interrelationships among douching practices, risky sexual practices, and
history of self-reported sexually transmitted diseases in an urban population. Sex Transm Dis. 1998; 25:90-99.
(31) Wang H, Wu Y, Chen X, et al. A case-control study on risk factors of endometriosis in Chengdu. Sichuan
Da Xue Xue Bao Yi Xue Ban. 2003; 34:727-729.
(32) Cutler WB, Friedmann E, McCoy NL. Coitus and menstruation in perimenopausal women. J Psychosom
Obstet Gynaecol. 1996; 17:149-157.
(33) Cattanach JF. Changing patterns of intercourse during the menses with age: relevance to cervical carcinoma.
Aust N Z J Obstet Gynaecol. 1980; 20:222-223.
(34) Watt LO. Toxic shock and intercourse. Can Med Assoc J. 1981; 125: 246–247.
(35) Shands KN, Schmid GP, Dan BB, et al. Toxic-shock syndrome in menstruating women: association with
tampon use and Staphylococcus aureus and clinical features in 52 cases. N Engl J Med. 1980; 303:1436-1442.
(36) Sharma SK, Madhusudnan P, Kumar A, Bapna BC. Vesicovaginal fistulas of uncommon etiology. J Urol.
1987; 137:280.
(37) Tameliene R, Barcaite E, Stoniene D, et al. Escherichia coli colonization in neonates: prevalence, perinatal
transmission, antimicrobial susceptibility, and risk factors. Medicina (Kaunas). 2012; 48:71-76.
(38) Platek SM, Shackelford TK. Female Infidelity and Paternal Uncertainty: Evolutionary Perspectives on Male
Anti-Cuckoldry Tactics. Cambridge University Pres. 2006.
(39) Gallup GG Jr, Burch RL, Platek SM. Does semen have antidepressant properties? Arch Sex Behav. 2002;
31:289-293.
(40) Brody S. Vaginal orgasm is associated with better psychological function. Sex Relat Ther. 2007; 22:173–
191.
(41) Brody S, Costa RM. Satisfaction (sexual, life, relationship, and mental health) is associated directly with
penile-vaginal intercourse but inversely with other sexual behavior frequencies. J Sex Med. 2009; 6:1947–1954.
(42) Hurlbert DF, Apt C. Female sexual desire, response, and behavior. Behav Modif. 1994; 18:488–504.

(43) Costa RM, Brody S. Women’s relationship quality is associated with specifically penile-vaginal intercourse
orgasm and frequency. J Sex Marital Ther. 2007; 33:319–327.
(44) Crowley WR, Rodriguez-Sierra JF, Komisaruk BR. Analgesia induced by vaginal stimulation in rats is
apparently independent of a morphine-sensitive process. Psychopharmacology. 1977; 54:223–225.
(45) Whipple B, Komisaruk BR. Analgesia produced in women by genital self-stimulation. J Sex Res. 1988;
24:130–140.
(46) Komisaruk BR, Whipple B. The suppression of pain by genital stimulation in females. Ann Rev Sex Res.
1995; 6:151–186.
(47) Levin RJ. Do women gain anything from coitus apart from pregnancy? Changes in the human female
genital tract activated by coitus. J Sex Marital Ther. 2003;29:59–69.
(48) Brody S, Laan E, Van Lunsen RHW. Concordance between women’s physiological and subjective sexual
arousal is associated with consistency of orgasm during intercourse but not other sexual behavior. J Sex Marital
Ther. 2003; 29:15–23.
(49) Brody S. Intercourse orgasm consistency, concordance of women’s genital and subjective sexual arousal,
and erotic stimulus presentation sequence. J Sex Marital Ther. 2007; 33:31–39.
(50) Weiss P, Brody S. Female sexual arousal disorder with and without a distress criterion: Prevalence and
correlates in a representative Czech sample. J Sex Med. 2009; 6:3385–3394.
(51) Edmonds ES, Withyachumnarnkul B. Sexual behavior of the obese male Zucker rat. Physiol Behav. 1980;
24:1139–1141.
(52) Kohlert JG, Rowe RK, Meisel RL. Intromissive stimulation from the male increases extracellular dopamine
release from fluoro-gold-identified neurons within the midbrain of female hamsters. Horm Behav. 1997; 32:143–
154.
(53) Brody S. Age at first intercourse is inversely related to female cortisol stress reactivity.
Psychoneuroendocrinology. 2002; 27:933–943.
(54) Brody S. High-dose ascorbic acid increases intercourse frequency and improves mood: A randomized
controlled clinical trial. Biol Psychiatry. 2002; 52:371–374.
(55) Brody S. Slimness is associated with greater intercourse and lesser masturbation frequency. J Sex Marital
Ther. 2004; 30:251–261.
(56) Brody S, Kruger THC. The post-orgasmic prolactin increase following intercourse is greater than following
masturbation and suggests greater satiety. Biol Psychol. 2006; 71:312–315.
(57) Akinwale SO. Comparative study of coitus and non-coitus in the treatment of menopausal symptoms. Afr J
Med Med Sci. 2007; 36:17–21.
(58) Nicholas A, Brody S, De Sutter P, De Carufel F. A woman’s history of vaginal orgasm is discernible from
her walk. J Sex Med. 2008; 5:2119–2124.
(59) Brody S, Veit R, Rau H. A preliminary report relating frequency of vaginal intercourse to heart rate
variability, Valsalva ratio, blood pressure, and cohabitation status. Biol Psychol. 2000; 52:251–257.
(60) Brody S, Preut R. Vaginal intercourse frequency and heart rate variability. J Sex Marital Ther. 2003;
29:371–380.
(61) Brody S. Blood pressure reactivity to stress is better for people who recently had penile-vaginal intercourse
than for people who had other or no sexual activity. Biol Psychol. 2006; 71:214–222.

(62) Palmore EB. Predictors of the longevity difference: A 25-year follow-up. Gerontologist. 1982; 22:513–518.
(63) Knoll J, Yen TT, Miklya I. Sexually low performing male rats die earlier than their high performing peers
and (-) deprenyl treatment eliminates this difference. Life Sci. 1994; 54:1047–1057.
(64) Davey Smith G, Frankel S, Yarnell J. Sex and death: Are they related? Findings from the Caerphilly cohort
study. Br Med J. 1997; 315:1641–1644.
(65) Wagner WE, Jr., Kelley RJ, Tucker KR, Harper CJ. Females receive a life-span benefit from male
ejaculates in a field cricket. Evolution. 2001; 55:994–1001.
(66) Jannini EA, Screponi E, Carosa E, et al. Lack of sexual activity from erectile dysfunction is associated with
a reversible reduction in serum testosterone. Int J Androl. 1999; 22:385–392.
(67) Drabick JJ, Gambel JM, Mackey JF. Prostatodynia in United Nations peacekeeping forces in Haiti. Mil
Med. 1997; 162:380–383.
(68) Mandel JS, Schuman LM. Sexual factors and prostatic cancer: Results from a case-control study. J Gerontol
1987; 42:259–264.
(69) Bosland MC. The etiopathogenesis of prostatic cancer with special reference to environmental factors. Adv
Cancer Res 1988; 51:1–106.
(70) Zavos PM, Goodpasture JC. Clinical improvements of specific seminal deficiencies via intercourse with a
seminal collection device versus masturbation. Fertil Steril. 1989; 51:190–193.
(71) Sofikitis NV, Miyagawa I. Endocrinological, biophysical, and biochemical parameters of semen collected
via masturbation versus sexual intercourse. J Androl. 1993; 14:366–373.
(72) Brody S, Costa RM. Vaginal orgasm is associated with less use of immature psychological defense
mechanisms. J Sex Med. 2008; 5:1167–1176.
(73) Costa RM, Brody S. Condom use for penile-vaginal intercourse is associated with immature psychological
defense mechanisms. J Sex Med. 2008; 5:2522–2532.
(74) Costa RM, Brody S. Immature defense mechanisms are associated with lesser vaginal orgasm consistency
and greater alcohol consumption before sex. J Sex Med. 2010; 7:775-786.
(75) Brody S. Alexithymia is inversely associated with women’s frequency of vaginal intercourse. Arch Sex
Behav. 2003; 32:73–77.
(76) Macdonald S, Halliday J, MacEwan T, et al. Nithsdale Schizophrenia Surveys 24: Sexual dysfunction:
Case-control study. Br J Psychiatry. 2003; 182:50–56.
(77) Raboch J. Sexual development and life of psychiatric female patients. Arch Sex Behav. 1986; 15:341–353.
(78) Klonoff-Cohen HS, Savitz DA, Cefalo RC, McCann MF. An epidemiologic study of contraception and
preeclampsia. JAMA. 1989; 262:3143–3147.
(79) Einarsson JI, Sangi-Haghpeykar H, Gardner MO. Sperm exposure and development of preeclampsia. Am J
Obstet Gynecol. 2003; 188:1241–1243.
(80) Gjorgov AN. Barrier contraceptive practice and male infertility as related factors to breast cancer in married
women. Oncology. 1978; 35:97–100.
(81) Le MG, Bachelot A, Hill C. Characteristics of reproductive life and risk of breast cancer in a case-control
study of young nulliparous women. J Clin Epidemiol. 1989; 42:1227–1233.
(82) Gjorgov AN. Breast cancer and barrier contraception: Postulated and corroborated potential for prevention.
Folia Med. 1998; 40:17–23.

(83) Wisconsin Primate Research Center (WPRC), University of Wisconsin-Madison.
http://pin.primate.wisc.edu/aboutp/anat/menstrual.html

Asus Zenfone 2 ile gönderilmiştir.

Şeker hastalığı cinselliği etkiler mi?

Erkeklerde Ne Gibi Cinsel Bozukluklar Oluşur?


Diyabet hastası erkeklerde görülen başlıca cinsel sorun sertleşme problemidir, yaklaşık olarak %30 oranında görülmektedir. Uzun süreli diyabet hastalığı geçirmiş olan ve tedavi olmayan kişiler sertleşme probleminden büyük ölçüde etkilenebilmektedir. Diyabet ilk olarak, penise kan pompalayan ve penisin sertleşmesini sağlayan damarlar etkilenmektedir. Bu durumun devamlılığı halinde de sertleşme fonksiyonunda görevli olan sinirler de tahribata uğramaktadır. Cinsel sorunlar, şeker hastalığının ilerlemesi nedeniyle meydana gelebildiği gibi, belirti olarak da saptanabilir.

Erkeklerde peniste bulunan damarlar ve sinirler daha küçük ve hassas olduğundan, şeker hastalığının ortaya çıkardığı sorunlar ilk olarak o bölgede görülebilmektedir. Bu sorunlarla karşı karşıya kalan hastalar kontrollerini aksatmamalı ve yaşam şekillerini değiştirmelidirler. Diyabetik hastalar özellikle düzenli egzersiz ve beslenme türleriyle ortaya çıkan problemleri oldukça azaltabilirler. Özellikle insülin tedavisi önerilmiş olan hastalar, insülin tedavilerini aksatmamalılar. Çünkü insülin hormonu, kandaki şeker oranını düzenler ve cinsel işlevlerin bozulmamasına katlı sağlar. Hastanın genç ya da yaşlı olması da, diyabetten kaynaklanan cinsel bozukluklarda etkili olmamaktadır. Bu tür problemler yaşlı hastalar görülebildiği gibi, genç hastalarda da karşımıza çıkabilmektedir. Doktora danışıldığı ve herhangi bir sakınca görülmediği takdirde, cinsel gücü etkileyecek viagra türevi ilaçlar kullanılabilir.

Kadınlarda Ne Gibi Cinsel Bozukluklar Oluşur?


Şeker hastalığı erkeklerde olduğu gibi, kadınlarda da birtakım cinsel sorunlar meydana getirebilmektedir. Şeker hastası olan kadınlarda, cinsel istekte zorlanma, vajina kuruluğu, tam orgazm olamama, cinsellikten alınan hazzın giderek azalması gibi sorunlarla sık sık karşılaşılmaktadır. Daha da ilerlemiş olan diyabetli kadınlarda cinsel ilişki sırasında ağrı hissi de görülmektedir. Bunun gibi cinsel yaşamı etkileyen problemlerden sonra, vajina enfeksiyonları ve idrar yolu enfeksiyonları yaşamakta olan birçok hasta da bulunmaktadır. Bu tür problemlerin artmasındaki en büyük etken de, sorunların psikolojik olarak yaşanıldığı sanılmasıdır. Diyabet olma olasılığı akla en son gelecek bir rahatsızlık olduğundan, tedavisine de geç başlanmaktadır. Tüm bu sorunlar kişiyi giderek cinsellikten soğumaya iten etmenler olmaktadır. Vajinal enfeksiyon görülen kadınlarda da, çoğunlukla mantar, akıntı ve kaşıntı oluşmaktadır. Fakat bunlar erken teşhis edildiği takdirde tedaviyle düzeltilebilir durumda olan hastalıklardır.

Kadınların sekse en çok istek duyduğu 4 gün!..

‘Doğru kişi’ arayışı öyle büyük bir mesele ki, çöpçatanlık servisleri, gazetelerin ‘yalnız kalpler’ köşeleri, partner bulmak için üye olunan internet siteleri ve insanların tanıştığı chat odalarından oluşan milyarlarca dolarlık bir endüstri sırf bunun için çalışıyor. Ama bu araçlardan yardım alanların birçoğu ne yazık ki sonuçtan memnun kalmıyor. 2005’te ABD’de yapılan ve 900 kişiyi kapsayan bir araştırma internet aracılığıyla partner bulanların dörtte üçünün sonuçtan tatmin olmadığını ortaya koydu. Yani ‘doğru kişi’yi bulmak o kadar kolay değil.

Ama umutsuzluğa kapılmayın; çünkü arayışınız boşa değil. Bilim dünyası geçen günlerde açıkladı: ‘Doğru kişi’ diye bir şey gerçekten var! Dahası onu bulmanıza yardım edecek ipuçları da.

California Üniversitesi Psikoloji bölümünden Profesör Martie G. Haselton, bütün kariyerini insanlar arasındaki cinsel ve duygusal çekimi araştırmaya adamış biri. Ve mükemmel eşi bulmak için gereken her şeyi, yani aşkın ve cinselliğin bilimsel haritasını geçen haftalarda bilim dergisi New Scientist’te detaylarıyla açıkladı.

‘Partner seçimi çok karmaşık bir konu’ diyor Haselton ve ekliyor: ‘Bu seçimi yaparken yüzde 100 bilinçli olduğumuz da söylenemez. Bazı konularda bilinçli kararlar verirken bazı konularda içgüdülerimize güvenmemiz gerekiyor. Çünkü doğru seçim yaparken beynimizin ötesinde vücut kimyamız da bizim için önemli kararlar alıyor. Kısacası cinsellik ve aşk konusunda eş seçimi daha çok bir kimya işi!’

Prof. Haselton’un bilinçli seçimler için verdiği örnekler çoğumuzun bildiği şeyler. Çünkü insan beyni zaten güzellik ve çekicilik konusunda belirli kodlara sahip. Buna göre erkekler daha çok gençlik ve doğurganlık özellikleri taşıyan kadınları çekici buluyor. Yani ince bel ve geniş kalçadan oluşan yuvarlak çizgiler, dolgun dudaklar, yumuşak yüz hatları… Kadınların erkeklerde çekici bulduğu özellikler ise daha çok güçle bağlantılı: Kaslı vücut, geniş omuzlar, pürüzsüz cilt, keskin ve erkeksi yüz hatları… Dahası fiziksel gücün yanında zenginlik gibi diğer güç unsurları da kadınları etkiliyor. Her iki cinsin de önem verdiği ortak özellikse zeka.

Güzellik, çekicilik, kadınsılık, erkeksilik ve zeka… Elbette bunlar evrensel olarak kabul gören beğeni unsurları. George Clooney’ler, Angelina Jolie’ler niye seks sembolü sanıyorsunuz? Ama Prof. Haselton’a göre bu kişilere hayranlıkla baksak da aşık olmak için çekicilik, zeka ve statü konusunda kendimize denk özelliklere sahip kişileri seçiyoruz.

Peki ama birini çekici bulup ona aşık olmamızın sırrı ne? İşte bu sorunun tek yanıtı var: Vücut kimyası!

KARŞIT GENLERİN AŞKI

Prof. Haselton, ‘İnsanlar eşlerini seçerken ya da aşık olurken aslında farkına bile varmadan seçimlerini karşılarındaki insanın genetik kodlarına göre yapıyorlar’ diyor. Yani partnerimizi seçerken aslında ilk olarak onun gözlerine değil histokompatibilite kompleksi (MHC) denilen gen dizilimine bakıyoruz. MHC, kişinin genetik havuzunda hangi hastalıkları taşıdığını gösteren bir gen dizilimi. Kadın ve erkeğin MHC gen dizilimleri birbirine yakınsa her ikisi de aynı hastalık risklerini taşıdığından, bu birliktelikten doğacak çocuğun sağlıksız olma ihtimalini de artıyor. Dolayısıyla daha sağlıklı bir nesil için vücudumuz bizi gen dizilimi bizimkinden en farklı olan kişilere aşık ediyor.

Karşımızdaki kişinin gen dizilimini çözmenin yoluysa bilinçsizce yaptığımız çok basit bir hareket: Koklamak!

Yapılan bir bilimsel araştırma bunu açıkça kanıtladı. Bu deneyde katılımcılara karşı cins tarafından giyilmiş tişörtler koklatıldı. Denekler giyen kişiyi hiç görmeden, sadece tişörtünü koklayarak kendilerine en çekici geleni seçti. Sonuçta deneklerin seçtiği kişiler, büyük oranda MHC genetik serisi kendinden en farklı olanlardı.

Bu ‘doğru kişiyi koklama’ yönteminin yanıldığı durumlar da var tabii. Örneğin doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda hormonlarındaki değişimden dolayı tam tersi bir durum gerçekleşiyor ve hap kullanan kadınlar MHC genetik serisi kendisininkine benzer olan erkeklere yöneliyor. Tabii bir de kadınların yumurtlama dönemi olan G-günleri var ki vücut kimyasını tamamen altüst ediyor.

Regl döneminin başladığı günden sonraki 11, 12, 13 ve 14. günler kadının yumurtlama dönemi yani en doğurgan olduğu günler. İşte bu günlerde kadınlar çiftleşme içgüdüsüyle, cinsel cazibe uyandıran vücut kokusu feromonları en yoğun biçimde salgılıyor. Feromonların etkisiyle bu günlerde kadının cildi daha pürüzsüz oluyor, yanaklara doğal bir pembelik geliyor ve kadın bu dönemde erkekleri diğer günlerden çok daha fazla cezbediyor. G-günlerindeki kadınlar erkekler tarafından her zamankinden çok fark ediliyor. Kadınlar ise bu dönemlerinde daha erkeksi, sert hatlı tipleri çekici bulurken diğer günlerde çekicilikten çok sevgi, güven ve sadakat duygusu veren erkeklere yöneliyorlar.

Bilimin bu son keşfi sayesinde ‘acaba o doğru kişi’ mi diye kara kara düşünmeye hiç gerek yok! Vücut kimyamız bizim yerimize en doğru seçimi zaten yapıyor. Prof. Haselton da şu tavsiyeyi vermekten çekinmiyor: ‘Doğru kişiyi bulmak için içgüdülerinize güvenin. Onlar sizi yönlendirecek, hiç şüpheniz olmasın!’

DOĞRU KİŞİYİ BULMA ŞANSI YÜZDE 9

EŞ arayışında ‘doğru kişi’yi bulmak için bir de matematiksel çözüm var. Evrimsel Psikoloji konusunda iki uzman, Indiana Üniversitesi’nden Peter Todd ve New Mexico Üniversitesi’nden Geoffrey Miller, insanların en doğru ve en uygun kişiyi bulma şansını matematiksel olarak tespit ettiklerini açıkladılar. Bunun için öncelikle potansiyel eşleri belirlemek gerekiyor. Aradığınız ‘asıl kişi’ ise bu potansiyel partnerlerin sadece yüzde dokuzu arasında yer alıyor. Yani 100 tane potansiyel partnerin bulunduğu bir partiye gittiğinizde doğruyu bulmak için tanışıp, konuşup, değerlendirmeye alacağınız ancak dokuz kişi olmalı. Yani ‘doğru kişi’ çekimine kapıldığınız ilk dokuz kişi arasında. Todd ve Miller’e göre eğer dokuz değil de altı kişiyle şansınızı deneyip seçiminizi yaparsanız yanılabilirsiniz çünkü hala daha iyisini, daha doğrusunu bulma şansınız olabilir. Ancak dokuz değil de on, on bir, on iki kişiyle flört edecek olursanız bu kez de fazla açılıp doğru partneri kaçırma tehlikesi var. Kısacası bilimin aşk konusundaki son tavsiyesi şu: Azla yetinirsen ‘doğru kişi’yi ıskalarsın, fazla açılırsan farkına varmadan elinden kaçırırsın.

Kadınlar anal seksten zevk alır mı?

Anal seksten kadının zevk alıp, orgazma ulaşıp ulaşamayacağı kişiden kişiye göre değişebilecek bir durumdur. Bir çok kadın bir şekilde anal seksi yaşamıştır. Özellikle ülkemiz gibi bekaretin önemli olduğu coğrafyalarda anal seks sıklıkla başvurulan bir cinsel birleşme yöntemidir.

Tattoo tutkunu insanların oluşturduğu topluluk alt kültüre örnektir. Ayrıca bu alt kültürün üyeleri oldukça sevişgendir.
Tattoo tutkunu insanların oluşturduğu topluluk alt kültüre örnektir. Ayrıca bu alt kültürün üyeleri oldukça sevişgendir.

Ülkemizde bekar kızlara yönelik cinsel taciz vakalarında kimi zaman bekaretin bozulmamasının nedeni tacizin anal olarak yapılmasındandır. Kadınlar toplumdaki bekaretin verdiği baskıdan ve benzer nedenlerden erkeğin anal seks talebini çok yadırgamaz ve bunu korkutucu bir durum olarak görmez. Erkeklerin bundan genel olarak hoşlandığını düşünür. Bazen kadınlar da anal seksten hoşlanabilir. Merak edip deneyerek keyif almış kişilerde vardır. Fakat genel anlamda bakıldığında kadınların çoğu anal seksten hoşlanmaz ve acı duyarlar. Anal seksle orgazma ulaşma şansı yok denecek kadar azdır.

Şahsım adına dövmeli kadınların anal sekse daha yatkın olduklarını düşünüyorum.
Şahsım adına dövmeli kadınların anal sekse daha yatkın olduklarını düşünüyorum.

Anal bölgede yüksek derecede haz verici sinirler yoktur. Bir miktar keyif alabilir fakat buna orgazm denemez.

Ayrıca bahsi geçen bölgedeki dokunun zarar görmesi ileride sağlık problemlerine neden olabilir.

 

 

 

Kadınlar anal seksten zevk alır mı?

Elvan, 30, Satış Danışmanı:

“Hayır… Cinsel organa giden sinirler kadında ön taraftan dolanır. Doğal olarak çok alakasız bir yerdir orası. Bazen rol yapmaya mecbur kalabilir kadın.”