İbn-i Haldun

İbn-i Haldun, Endülüs Uygarlığı’nın son dönemlerinde daha 21 yaşında iken Arap Sultanı Abu Einan’ın güvenini kazanarak onun özel sekreteri olarak çalışırken kendisini çekemeyenlerin attıkları iftira yüzünden aynı sultan tarafından iki yıl hapse mahkûm olur (1356-1358). Daha sonra sultanın ölümünden sonra Vezir ibni Ömer onu özgürlüğüne kavuşturarak görevine iade eder.

Aslında onun yaşamının iki bölümü olduğu, birinde kamu bürokrasisinin hizmetkârı iken, diğerinde bilimsel çalışmalara kendini adamış bir kişilik olduğu söylenir. Ancak ilk dönemdeki devlet tecrübelerinin onun daha sonra geliştirdiği kuramlara katkısı olduğu inkâr edilemez.

İbn-i Haldun, İspanya’dan ayrıldıktan sonra Mısır’ın Kahire kentinde 1402’de hayatını kaybetmiştir.

İbn-i Haldun’un en önemli eseri Mukaddime’dir.

İbn-i Haldun, Afrika’da çeşitli kabileleri dolaşarak yaptığı saha çalışmaları sonucunda toplumu canlı bir organizmaya benzetir. Buradan hareketle toplumların da doğup büyüyüp gelişeceğini ve sonlanacağını iddia eder. Ona göre doğum ve gelişme dönemleri göçebe kültürünün sonucudur. Buna karşı kent yaşamına olumsuz bakar ve giderek kentleşen uygarlıkların gerileyerek yok olduğu düşüncesine ulaşır.

Özgün bir tarih kuramcısı, kültür, siyaset, felsefecisi ve toplumbilimci olan İbni Haldun, tarihsel olayları toplumsal, etnik, kültürel, siyasal, ekonomik, hatta coğrafi ve biyolojik koşullarla bağlantıları içinde değerlendiren ilk düşünürdür. Birçok bilim adamı, tarih felsefesinin ve sosyolojinin çağdaş anlamda birer bilim olarak ortaya çıkmasını İbni Haldun’la başlatmışlardır. İbni Haldun’un başka bir özelliği de İslam dünyasında bilimsel ve düşünsel durgunluğun yaşandığı bir dönemde gözlemci ve eleştirici bir düşünür olmasıdır.

Advertisements

Yazar: Ömer M.

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Düşüncenizi belirtin