Hollywood Korku Filmlerinin İlginç Alt Metni

Korku filmlerinde aykırı tiplerin bir şekilde hep erkenden ölmesine alışığız fakat bu durumu hiç de sorgulamayız. Sözlük yazarı ”nukleer fasist”in bu konuda ilginç bir teorisi var.
Hollywood Korku Filmlerinin İlginç Alt Metni

toplum dinamiklerine bakmadan korku filmlerinin bizden ne istediğini anlamak biraz zor olacaktır. bu yüzden dilim döndüğünce bu sırayla gideceğim. katılmadığınız ya da saçmaladığımı düşündüğünüz noktalarda yeşillendirirseniz sevinirim.

ekonomik gelişmeler ve nüfus oranı çerçevesinde üretim ve dağıtım kanalları evrimleşir. peki insanlar neden değişime ayak diretir kaçınılmaz olsa da? insanların da, tüm varlıklar gibi birincil amacı hayatta kalmak yani varlığını sürdürmektir. insanların değişim, gelişim veya devrim gibi kavramlara alerjisinin olmasının sebebi tam olarak da bu içgüdüden kaynaklanmaktadır. hali hazırda mevcut sisteme adapte olmuş olan birey (doğal seçilim), yeni oluşacak düzene adapte olamamaktan ve varlığını sürdürememekten korkar. asıl anahtar kelime burada korkmaktır. bireyler ayrıca mevcut sistemde sahip olduğu sosyal statüsünü kaybetmekten de korkmaktadır. bu yüzdendir ki kişiler değişime ayak diretmektedir. mevcut sistemde iyi durumda olup olmamasından değil, belirsizlik yüzünden sonraki sistemde daha kötü duruma düşmekten korkar.

bu yüzden statüko, korku filmleri yoluyla kişiler üzerinde değişim ve gelişimi korkmakla kodlayacak şekilde algı yaratmak istemektedir. türk korku filmlerinde çoğunlukla dini motiflerle bezelidir. kutsal kitap, boyut dışı varlıklardan korunmak için en iyi yoldur. kutsal kitaptan kopanlar ise mutlak yıkımla karşılaşmaktadır. bu yıkım aklını yitirmek ya da hayatını kaybetmek olarak resmedilir. yani yaratılan korkunun ardında da yine kaybetmek vardır.

hollywood’a baktığımızda ise çoğunlukla bir seri katil karşılamaktadır bizi. toplumun yerleşik ahlak anlayışına aykırı gençler tek tek avlanır bu tür filmlerde. siz hiç toplumsal normlara sıkı sıkıya bağlı bir gencin öldürüldüğü seri katil filmi izlediniz mi? bu tür filmlerde ölmesi gerekenler belli eder kendilerini. mesela evlilik öncesi sekse çok sıcak bakan kadın (biri kaşar mı dedi? çok ayıp) öldürülür. hakeza onunla sevişme gafletine düşen çok eşli erkek de aynı kaderle yüzleşir. düzeni sorgulayabilecek kadar kültürel birikime sahip “inek” tip de öldürülür. uyuşturucu içen, alkol alan, eğlencesine düşkün tipler filmin sonuna kadar yaşayamaz. daha mutaassıp, derslerinde başarılı, sessiz sakin (daha doğrusu isyankâr olmayan) esas kız ve sevgilisi olacak oğlan ise hiç bir zaman ölmezler zira yapacak işleri vardır. travmalarından sıyrılıp, okullarından iyi bir derece ile mezun olup iş hayatına atılacaklar, artı değer üretip sorgulamaksızın toplumun üreten kesiminde yer alacaklardır. sonra esas oğlan ve esas kız evlenip çocuk yapacaklar ve onları da aynı “terbiye” ile büyüteceklerdir. filmlerde bu kısımları göremezsiniz ancak masallardan aşırma “sonsuza dek mutlu yaşadılar” anlamına gelen ibareler tüm bunları kapsamaktadır.

son birkaç on yılda popüler hale gelen zombi filmlerinde, mezarlarından kalkıp “ayaklanan” kalabalıklar, eski düzenlerini geri isteyen bir avuç hayatta kalan gariban statükocuyu kendilerine katmaya çalışmaktadır. hollywood tarafından değişim ve devrim isteyen kalabalıklar beyinsiz ve ürkütücü bir yığın olarak resmedilmiş ve soğuk savaş döneminde çok tutulmuştur. bu çatışma ortamında filmin sonunu gören kişi ya da kişiler ise, statükoyu, “hayatta kalma” adı altında en çok savunan ve ayaklanmaya karşı en çok agresifleşenler olur.

yani tüm bu korku filmlerinin alt metinleri, geleneklerine sahip çıkan ve uslu duran tüm kişiler hayatlarını kurtarmakla ödüllendirilmesi. yani statüko, siz ona verileni almaya kalkışmayın diye, sizin olan birşeyi almakla tehdit eder. dahası zaten sizin hakkınız olan bir şeyi size ödül olarak sunar.

kısaca özetlemek gerekirse, korkular, değişimin önündeki en büyük engeldir. bu korku, özünde kaybetme korkusudur. ancak değişim isteyen bireylerin bu düzende kaybedecekleri bir şey de yoktur. statükocu sanatın dayattığı gibi korkmakta özgür olduğumuzu değil, ancak korkmadan özgür olduğumuzu farkedebilmek…işte asıl karşı duruş budur.

About these ads

Yazar: Ömer M.

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Düşüncenizi belirtin