Doğum Sırasının Karakter Üzerindeki Etkileri

Sözlük yazarı ”lacrima”, doğum sırasının karakter üzerindeki etkilerini konu alan birtakım araştırmaları anlatmış.

 

Gelişim psikolojisi, ayrıca sağduyu da der ki, bir çocuğun gelişimini belirleyen iki şey vardır: genleri ve çevresi. ne kadar elimdir ki, ikisini de seçemez insan…

Bu ağır gelebilecek girişin ardından belirtmek isterim ki, hayatta seçemediğimiz binlerce şeyden biri de doğuş sıramızdır. Nedir ilk, ikinci, son, ya da tek çocuk olarak doğmuş olmanın karakterlerimiz üzerine vurduğu damgalar, bunu konuşalım isterim biraz.

Bu konu üzerine ilk ciddi eğilmiş insan alfred adler’dir bir kere. Kendisi küçüklüğünü abisini kıskanarak, ezik bir şekilde geçirdiğini bizzat itiraf etmiş bir şahıstır (ne tesadüftür ki, abisinin adı da sigmund’dur, yıllar sonra büyük rekabete gireceği freud’un da olduğu gibi). Adler bu doğuş sırası ilgisini öyle ileriye götürmüş ki, akşam evine gelen misafirlerinin, ders verdiği öğrencilerin kaçıncı çocuk olduklarını tahmin eder, bunda muvaffak da olurmuş üstelik.

Adler neler demiş, araştırmalar neler bulmuş bu konuda? sistematik gideyim istiyorum:

İlk doğanlar – adler’e göre ilk doğanlar tüm ilginin ve sevginin odağı iken ikinci çocuğun gelmesiyle gerçek bir travma yaşarlar. İki çocuk arasındaki yaş farkı ne kadar büyükse, bu travma da o kadar derin olur üstelik. Ailedeki tartışmasız konumlarının bu şekilde sarsılması bir zamanlar ellerinde olan güç ve otoriteyi hayatları boyunca yeniden aramaya iter onları. geçmişe bakan, nostaljik ve karamsar insanlardır genelde. bunun yanında statükocu, otoriteyi ve düzeni kollayıcı, titiz, hepsinden de önemlisi çalışkan ve mücadeleci olduklarını söyler adler. ki araştırmalar da hakikaten akademik ortamda olsun, iş hayatında olsun, ilk doğanların daha başarılı olduklarını gösteriyor.

bunların dışında da genel yetenek testlerinden tutun da matematik testlerine, sözel sınavlara kadar hepsinde ilk doğanların daha yüksek skorlar aldıkları gözlenmiş. ve hatta 400,000 kişi gibi deli bir örneklem grubu üzerinde yapılan ve birçok değişik kültürde tekrarlanan araştırma diyor ki, ilk doğanlar ikinci doğanlardan, ikinci doğanlar ise üçüncü doğanlardan daha yüksek iq’ya sahip oluyorlar. buna açıklama olarak da ilk çocuğun üzerine daha çok düşülmesi, zihinsel açıdan daha çok uyarılması gibi faktörler getiriliyor. bu noktada içimizde üzülenler ya da sinirlenenler, bilime inançları sarsılanlar olabilecektir; şöyle diyeyim ki, bunlar genel temayüllerdir, bireysel vakalar hakkında bir şey söylemezler. şunun gibi: erkekler ortalamada kadınlardan uzun boyludur, değil mi? ama belli bir kadından kısa erkekler olmayacak mıdır, olacaktır elbet..

başka bir araştırma sonucu da ilk doğanların başkalarına daha bağımlı, daha fazla sosyal ilişki ihtiyacında, ve stres anlarında daha kaygılı olduklarını ortaya çıkarmış. ilk doğan kız çocuklarına tahsis edilmiş bir araştırma ise onların daha itaatkar, daha sorumluluk sahibi ve ebeveynlerine daha yakın olduğunu söylüyor (aynen annem). dediğim gibi, sosyalleşmeye daha meraklı da olsa ilk doğanlar, araştırmalar onların öyle pek de popüler olmadığını bulmuş (kuzenim). aynı zamanda kişilik bozukluğu göstermeye, saldırganlığa yatkın çıkmışlar araştırmalarda. adler de sapıklar, suçlular, nevrotikler genelde ilk çocuklardan çıkar demiş zaten (amcam), lakin bu konuda ampirik data henüz yok sanırım.

ikinci doğanlar – kendisi de bir ikinci çocuk olan adler ikinci çocukların her zaman önlerindeki abla/abi modeliyle rekabet halinde olduklarını, bunun onları her bakımdan daha çabuk gelişmeye ittiğini söylemiş, ikinci çocukların genelde birincilerden daha çabuk konuşmaya başlamaları örneğini vermişti hatta. gücü, iktidarı hiç tatmadıkları için ilerde de bu konuya takılmadıklarından, geleceğe dönük ve daha iyimser olduklarından dem vurmuştu. bilimsel çalışmalar adler’in ikinci çocukların daha hırslı, daha rekabetçi olduğu fikrini kanıtlamaya dönük bir şeyler bulamadı yalnız (ben öyle biliyorum şu tarih itibariyle en azından). bunun yerine buldukları, ikinci çocukların birincilere kıyasla daha az özgüven sahibi olduklarıydı, ama diyelim depresyona daha az meyilli olduklarıydı.

son doğanlar – son doğanlar için iki yolu öngörmüştü adler: ya kendinden büyük kardeşlerini geçmek için son hızla gelişeceklerdir, ya da ailenin son çocuğu olarak şımartılacaklar, her şeyi önlerine serilecektir. bu şekilde kendi başlarına bir şey yapmaktan aciz olacak, bağımlılık hisleri filizlenirken, rekabet ve savaşma duyguları güdük kalacaktır. hep bakılmaya alışılmış bu çocukların ilerde adaptasyon sorunları çekeceklerini de öne sürmüştü adler, ki alkoliklerin daha çok son çocuklardan çıkıyor olduğu bulgusu da bunu destekler sanırım. aynı zamanda son çocukların ilk ya da ikinci çocuklara kıyasla daha popüler olduklarını söylüyor araştırmalar. ailenin ilgisini üzerlerinde tutmak için hep şirinlik, komiklik yapmaya meyilli olduklarını, stand-up’çıların son çocuklardan çıktığını söylüyorlar.

tek doğanlar – adler’e göre tek çocuklar hiçbir zaman aile üzerindeki iktidar hislerini yitirmiyorlar, hep ilgi odağı olarak kalıyorlar. vakitlerini hep yetişkinlerle geçirdikleri için genellikle erken olgunlaşıyor, büyük davranışları sergiliyorlar. okula başladıklarında ise hem artık ilgi merkezi olamamaktan, hem de yaşıtları yanında fazla olgun kaçtıklarından hayal kırıklığına uğruyor, zorlanıyorlar. adler de o çok tekrarlanan klişeyi, tek çocukların daha bencil olduklarını, paylaşmayı ve ortak çalışmayı bilmediklerini iddia etmiştir ki, araştırmaların bu hipotezi desteklemediğini söylemekten kendim bir tek çocuk olmasam da mutluluk duyuyorum. bunun dışında tek çocuklarla yapılan araştırmalar arasında onların kardeşleri olanlara kıyasla daha kendilerine dönük ve daha az popüler olduğunu bulanları olduğu gibi, daha akıllı ve daha uyumlu olduklarını bulanları da var.

adler’in bu sınıflandırması karmaşıklık yaratabiliyor elbet, mesela ikinci çocuk aynı zamanda son çocuk da oluyor.. bir de ne acıdır ki, çoğul doğumlar (ikizler, üçüzler vs.) üzerine fikirleri yok adler’in. bu konu üzerinde başka çalışmalara da ben denk gelemedim maalesef ve mateessüf.

bu doğuş sırası da böyle üzerinde düşünülmesi, yorum yapılması zevkli konulardan biridir işte diyerek sözümü balla keseyim.

Advertisements

Yazar: Ömer M.

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Düşüncenizi belirtin