“Bu Gece Anal Gecesi” Diyerek İşe Koyulan Genç Çifte Dildo Şoku!

Bu sefer gerçekten çok ama çok talihsiz bir “görünmez” kazayla karşınızdayız. Böylesi ancak filmlerde olur dedirten cinsten olay gerçekten yaşandı. Tövbe estağfurullah!

Hikayemizin baş kahramanı Emma Philips adındaki bu genç kız.

Hikayemizin baş kahramanı Emma Philips adındaki bu genç kız.

24 yaşındaki bu hanımefendiye yan rolde ise erkek arkadaşı 29 yaşındaki Lee Phillips eşlik ediyor. Galler’de yaşayan bu ikili gecelerini nasıl biraz daha eğlenceli hale getirebilirler diye düşünürken birden akıllarına muhteşem bir fikir geliyor. Seksyapmak! Hemen işe koyulan genç çiftimiz felekten bir gece çalmaya başlamışken olayı biraz daha ateşli hale getirmek istiyorlar veeee…

18 santimlik pembiş dildoyla anal keyfi…

18 santimlik pembiş dildoyla anal keyfi...

Evet! 18 santimlik babafingoları andıran pembiş dildolarıyla odalarında küçük çapta (ya da büyük bilemiyoruz) bir sarsıntı yaratıyorlar. Sabahın erken saatlerine kadar o duvar senin bu duvar benim çarpışan çiftin gözlerinden mutluluk akıyor. Buraya kadar her şey normal ve yolunda gidiyor. Taa ki 18 santimlik pembiş dildo kaybolana kadar…

Koskoca dildo nereye kayboldu?

Koskoca dildo nereye kayboldu?

Az buz değil tam 18 santim dildo birden bire yok oluyor. Emma ilk başta erkek arkadaşının dildoyu saklayıp ona küçük bir şaka yaptığını düşünüyor ve yastığın altını yatağın çevresini kontrol ediyor ama yok. Dildo gitmiş. Erkek arkadaşı nerede olduğunu bilmediğini söyleyince daha dip bucak bir aramaya geçiyor çiftimiz. “Şeytan aldı götürdü satamadan getirdi” nidaları arasında odanın içinde ON SEKİZ SANTİMLİK (18) PEMBİŞ DİLDOyu arıyorlar ama imkanı yok bulamıyorlar.

“Ayaklanıp gitmedi ya”

"Ayaklanıp gitmedi ya"

Emma ve erkek arkadaşı hayretler içerisinde dildoyu bulmaya çalışırlarken akıllarında deli sorular tabii. Dildonun ayaklanıp gidecek hali yok mutlaka buralarda bir yerlerde olmalı diye düşünürken neredeyse kafayı yiyecek hale geliyorlar. İşte tam o sırada Emma midesinde bir şeyler hissediyor. Evet evet kesinlikle iç tarafta tir tir titreyen bir şeyin olduğunun farkına varıyor ve o anda beyninden vurulmuşa dönüyor. 18 santimlik canavar içeride hapsolmuş!

İlk müdahale evde.

İlk müdahale evde.

Emma’nın erkek arkadaşı Lee vakit kaybetmeden eline bir çatal alıyor. Emma da uygun bir pozisyon (bend over) alıyor tabii ki. Çatalın sapını Emma’nın totişkosunun içine doğru yerleştiriyor ki kenarından fıyırttırarak 18 SANTİMLİK PEMBİŞ DİLDOyu dışarı çıkarabilsinler. Ama maalesef bu deneme başarısız oluyor. Ne yapalım ne edelim derken Lee bu sefer barbekü maşasıyla işe koyuluyor ama yine de bana mısın demiyor UFAKLIK! Emma ıkınsa da tıkınsa da olmuyor olmuyor olmuyor…

“Ölmek istemiyordum”

"Ölmek istemiyordum"

Bunun üzerine iyice panik olan çiftimiz hastaneye gitmeye karar veriyor. Ama alkollü oldukları için araba kullanmak istemiyorlar ve ambulansı arıyorlar. Oldukça sakin bir halde başına gelenleri acil yardım ekiplerine anlatan genç kadını ambulans gelip alıyor ve hastaneye kaldırıyor. Hastanede doktorlar hemen Emma’nın röntgenini çekiyor ve içeride hala titremekte olan 18 SANTİMLİK UFAKLIĞIN tam yerini tespit ederek başarılı bir operasyonla Emma’yı bu beladan kurtarıyorlar. Emma ise bu olayı kendi Facebookhesabından ibret-i alem için paylaşıyor ki başka çiftlerin başına kötü şeyler gelmesin. Bu tarz durumlarda insanların utandıkları için doktor yardımı almaktan çekindiğini belirten Emma dünyada daha kötü sonuçlar doğuran ve hatta ölümle sonuçlanabilen bu tarz kazaların olduğunu duyduğunu anlatıyor. “Ölmek istemiyordum ve bu yüzden hiç utanıp çekinmeden acil yardım ekiplerine haber verdim” diyor. Emma aslında panik olmasınlar diye ailesine haber vermek istememiş. 2 yaşındaki kızını anne ve babasına bırakıp Lee’nin evine gittiği gece onları telaşlandıracak bir haber vermek istemeyen Emma, ameliyat olması gerektiğinde annesini arayıp gerçeği haber vermek zorunda kalmış. Birkaç ağrı kesici kullandıktan sonra şimdiki durumu gayet iyi olan ve rahat rahat popişkosunun üzerine oturabilen Emma tüm çiftleri uyarıyor: “Eğer başınıza böyle bir kaza gelirse yardım istemekten çekinmeyin” Biz de Emma’yı sadece başkalarının da başına gelmesini istemediği için bu medeni cesaretinden ötürü tebrik ediyor ve ilerleyen zamanlarda daha dikkatli olacağını umuyoruz. Helal olsun sana koca yürekli kadın! Aman ha dostlar, siz siz olun oyuncaklarınızı doğru düzgün kullanın. Yoksa başınıza iş açabilirsiniz.
About these ads

Geçmişin, günümüzün ve geleceğin besinleri

süpermarket ürünleri

İnsanlık tarihi farklı besinlere karşı gösterilen geçici heveslerle dolu. Peki geleceğin besinlerine dair neler söylenebilir?

1860’ların İngiltere’sinde Banting diyetinden çok söz ediliyordu. Şişman bir cenaze levazımatçısı olan William Banting’di bu diyeti gündeme getiren. Aşırı yemenin sonuçlarını işi gereği ilk elden gözleyebilmişti.

Banting, nişastalı ve şekerli karbonhidrat tüketiminin sınırlanmasını, 170 grama kadar et tüketimini (ama karbonhidrat içerdiği düşünülen domuz eti olamazdı) ve iki-üç bardak kırmızı şarap tavsiye ediyordu.

O günden bu yana birçok diyet popüler olup unutuldu. Çok sayıda yiyecek ‘mucize’ besin olarak adlandırıldı, farklı farklı kilo verme sırları açıklandı, tek malzemeye dayalı çözümler sunuldu.

Peki bunların ne kadarı gerçekten yeme şeklimizi değiştirdi?

karikatür19. yüzyılda İngilizlerin önüne ne gelirse yediğini anlatan bir karikatür

‘Yararlı’ ve ‘zararlı’ gıdalar neden sürekli değişiyor?

Bilimsel araştırmalarda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri “kanıtlama” sorunu. Beslenme konusunda yapılan araştırmalarda da durum farklı değil. Bir zamanlar zararlı olduğu söylenen bir besine, yeni bilgi ve araştırmalar ışığında farklı gözle bakılabiliyor.

Örneğin yumurta kolesterol içerdiği için zararlı sayılıyordu. Daha sonra 1995’te yapılan bir araştırma, günde iki yumurta yemenin bile kalp hastalıkları açısından herhangi bir olumsuz etkisinin olmayacağını ortaya koydu. Yumurta ayrıca çok miktarda protein, vitamin ve mineraller içerdiği için yeniden menülerde yerini almaya başladı.

Yine kolesterol ve doymuş yağ içerdiği gerekçesiyle 1980’lerde tereyağına kötü gözle bakılıyor, margarin tüketimi teşvik ediliyordu. Daha sonra margarindeki suni trans yağlar konusundaki kaygılar öne geçti ve bunlar çoğunlukla kaldırıldı.

Zirvede konuşacak olan Rosemary Stanton, süper gıda hevesinin, sorunları çözecek sihirli değnek arayışımızın göstergesi olduğunu söylüyor. “Beslenmeye bağlı sağlık sorunlarının çok faktörlü özelliğini görmezden gelen anlayıştır asıl en büyük efsane” diyor Stanton.

yumurtaAraştırmalar, yumurtanın kalp hastalıkları açısından herhangi bir olumsuz etkisi olmadığını ortaya koydu.

 

İngiltere’deki Ulusal Sağlık Hizmetleri kurumu 2011’de hazırladığı raporda süper gıda anlayışını yerle bir etmiş, dengeli beslenmenin ve düzenli egzersizin önemini vurgulamıştı.

‘Takviyeli besinler’

Bazı besinlerin ‘yararlı’ olduğuna ikna olunca gıda sanayi o besinleri içeren ürünlere ağırlık vermeye başladı. Örneğin folik asit ve niasin içeren ekmek, iyotlu tuz, D vitamini katkılı margarin gibi. Bu gıda ürünleri besin ile ilaç arasındaki ince çizgiyi geçebilir. Katkı maddeleri ekleyen üretici ise o ürünün yararları konusunda temelsiz iddialarda bulunabilir.

Stanton bunu, tüketiciyi sağlıklı olan taze üründen uzaklaştıran, üretici firma açısından ise kârlı bir alan olarak görüyor.

Bilim kurgu mu, geleceğin ürünü mü?

Bilim kurgu filmlerini sevenler 1973 yapımı distopyan film Soylent Green filmini hatırlayacaktır. Burada halk işlenmiş gıdalarla beslenmekte, bunlar arasında ‘Soylent Green’ denen esrarengiz bir madde de bulunmaktadır. Daha sonra bu gizli malzemenin ‘insan’ olduğu anlaşılır.

hamburgerGelecekte hamburger yapımında laboratuvarda üretilen etler kullanılabilir.

 

Bugün ise Soylent insanın ihtiyaç duyacağı her tür protein, karbonhidrat, lipid ve mikrobesinleri küçük bir pakette ya da içecek halinde sunduğunu iddia eden bir ürün olarak piyasada dolaşıyor.

Fakat sulu sert bir elmanın, hafif pişirilmiş bifteğin, taze ekmeğin, eski kaşarın tadından niye mahrum olmamız gerektiği konusunda bir açıklama getirmiyor bu ürün.

Bir başka bilim kurgu klasiği olan Logan’ın Kaçışı ise gelecekte besinlerin karadan ziyade denizden elde edileceğini öngörüyordu. Bugün okyanuslar toplam protein tüketiminin yüzde 16’sını karşılıyor.

İleride yosunun daha yaygın kullanımı hedefleniyor. Araştırmalar, minik su bitkileri olarak mikroalglerin yararlı yağ, protein ve karbonhidrat içerdiğini gösteriyor. Bu besinin diğer alternatif ürünlere oranla çevreye daha az zararlı olduğuna inanılıyor.

Margaret Atwood’un bilim kurgu romanı Antilop ve Flurya (Oryx ve Crake) ise etin gelecekte alacağı biçime dair pek de iştah açıcı olmayan bir tablo sunuyor. Burada özel üretilmiş canlı tavuk parçalarından söz ediliyor.

yosunAraştırmalar, su yosunlarının yararlı yağ, protein ve karbonhidrat içerdiğini gösteriyor.

Fakat et üretiminin çevreye zararı dikkate alındığında laboratuvarda üretilen et olanakları üzerinde durulmasının nedeni daha iyi anlaşılabilir.

Hap şeklindeki yosun, laboratuvarda üretilmiş et veya öğünlerin yerini alan içecekler günlük yaşantımızda ihtiyaç duyduğumuz besinleri karşılama amacı taşıyor. Bunlarla sürdürülecek bir yaşamın yaşamaya değer olup olmadığını sorgulayanlar da olacaktır elbette.

Pornophonique

Pornophonique, Kai Richter ve Felix Heuser tarafından kurulmuş, Almanya’nın Darmstadt şehrinden bir elektronik müzik ikilisi. İkili markaları haline gelen 8 bit elektronik sesleri üretmek için Commodore 64 ve Game Boy kullanmaktadır. Gitarist ve şarkıcı Richter C64’ü kullanırken, Heuser da Game Boy seslerinden sorumludur. Kendilerini Game Boy ve bir kamp ateşinin birleşimi olarak tanımlamaktadırlar.[1]

2003’te Pornophonique ismindeki projelerini başlatmaya karar veren ikili, plak şirketlerinin ilgisinin az olması nedeniyle müziklerini internet üzerinden ücretsizce sunmaya karar verdi. Bu onlara çizgi roman ve bilgisayar çevreleri dışında da popüler olmaları konusunda yardımcı oldu ve örneğin şarkılarını last.fm internet sitesinde 50 binin üzerinde dinleyici 850 bin kez dinledi.[2]

2007 yılında üzgün robotlar, rol yapma oyunlarındaki yalnızlık gibi temaları içeren sekiz şarkılık ilk albümleri 8-bit Lagerfeuer’i yayınladılar. Pornophonique, Avusturya, Almanya, Hollanda, İsviçre ve Portekiz olmak üzere beş farklı ülkede yüzün üzerinde konser gerçekleştirdi.

Borik Asidin İnanılmaz Kullanım Alanları!

Borik asit evlerde ve diğer yerlerde yaygın olarak kullanılan bir bileşik olmasına rağmen, bir çok kişi kullanım alanlarının neler olduğunu bilmemektedir. Borik asidin bu kullanım alanlarını bilen kişiler bu molekülü “mucize kimyasal” olarak adlandırıyor.

Borik asidin kimyasal formülü “H3BO3” tür, bu nedenle aynı zamanda hidrojen borat olarak da adlandırılmaktadır. Borun kendisi atom numarası 5 olan periyodik tablonun 2.sıra 3A grubunda yer alan bir elementtir. Bor her zaman diğer elementler ile bir arada bulunan, doğal olarak meydana gelen bir bileşiktir. Sodyum ile boraks oluştururken, oksijen ile borik asit meydana getirmektedir.

Bor yüzyıllardan beri Çin ve pek çok orta doğu ülkesinde kullanılmaktadır. Çoğu kişi bu kimyasalın pek çok faydasını bilmektedir. Borik kristaller ilk olarak 1702 yılında Wilhelm Homberg tarafından bir laboratuvarda yapılmıştır. Bu kimyasala “Homberg tuzu” da denilmesinin nedeni budur. Aşağıda borik asidin bazı kullanım alanlarından bahsedeceğiz.

Tıbbi Kullanımları:

Borik asit; antiseptik, antifungal, antibakteriyel ve sıkılaştırıcı özelliklere sahiptir. Bu nedenle pek çok ev ilaçları ve tıbbi reçetelerde yer almaktadır.

-Gözler İçin Tedavi:

İnsan gözleri için zararlı olmaktan çok yararlı olan tek asittir. Aslında, dünyanın önde gelen optik ürün üreticilerinden bazıları borik asidi antiseptik göz yıkama ilaçlarında kullanmaktadır. Bu kimyasal göz tedavileri için satılmamaktadır ancak bu kimyasalı içeren solüsyonlar kolaylıkla bulunabilir. Bu solüsyonlar genellikle pembe göz (konjonktivit), göz enfeksiyonları ve göz akıntılarında kullanılmaktadır.

-Kulaklar İçin Tedavi:

Yüzücüler yüzme sırasında sudan kulaklarına girmiş olabilen mantarı kulaklarından temizlemek için borik asit solüsyonları kullanmaktadır. Bir çok sebebe bağlı olarak oluşabilen insanlardaki ve hayvanlardaki kulak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır.

-Cilt İçin Tedavi:

Ayaklar gibi belirli alanlarda bölgesel olarak kullanıldığında ayak kokusuna neden olan aşırı terlemeyi azaltabilir. Vajinadaki bir maya enfeksiyonu olan candidiyazisin tedavisinde kullanılabilir. Borik asidin savaşabileceği diğer cilt problemleri ise atlet ayağı gibi cildin pek çok maya ve mantar enfeksiyonlarıdır. Ayrıca antiseptik özellikleri nedeni ile, deri üzerindeki yaraların tedavi edilmesi için de faydalıdır. Kesikler ve yanıklar gibi küçük yaraların pansumanlarına dahil edilebilir.

Ev İçi Kullanımları:

Borik asidin evin içinde kullanılabilecek pek çok kullanım alanı vardır. Önemli bir kullanım alanı evdeki haşereler ve küçük böceklerin kontrol edilmesidir. Saklandıkları yerlerin yakınlarına konulduklarında borik tozu karıncalar, hamamböcekleri, gümüşçün, pire ve diğer böcekleri öldürebilir ya da en azından uzaklaştırabilir. Suyun içine bir ölçek borik asit ve on ölçek şeker karıştırarak yapacağınız bir solüsyonu evdeki gediklere püskürtmek böceklerin kontrolünde oldukça iyi bir metottur. Pire ve toz akarları kontrol etmek için, borik tozu doğrudan dolapların ve kitaplıkların arkalarına, döşeme ve halıların altına ve mobilya altlarına doğrudan serpilebilir.

Evin çevresine borik tozu serpmek karasineklerin kontrolünde de oldukça etkilidir bir yöntemdir. Bu faaliyet Asya evlerinde yağışlı sezon başlangıcında oldukça yaygın bir faaliyettir. Yağmurdan bahsetmişken bu nemli dönem küf oluşumu için oldukça elverişli olup borik asit küfleri de uzaklaştırmaya yardımcı olmaktadır.

Endüstriyel Kullanım Alanları:

Borik asit muhtemelen bir çok tıbbi kullanımının yanında bir çok endüstriyel kullanım alanı olan tek bileşiktir. Borik asidin birincil kullanım alanı “Pyrex cam” ve “fiberglas” hazırlanmasıdır. Borik asit ayrıca LCD düz panel ekran cam üretiminde kullanılmaktadır. Kevlar gibi malzemelerin gölgesinde kalsa da, yanmaz kıyafetlerin üretiminde kullanılabilmektedir. Kuyumculuk endüstrisinde de kullanımı bulunmaktadır.

Koruma İçin Kullanımları:

Borik asidin böcek öldürücü özellikleri nedeniyle kullandığı bir çok koruma alanı mevcuttur. Kerestenin korunmasında yardımcı olur. Mantar ve böceklerin ahşap üzerine saldırmasını da önlemektedir. Bir çok böcek ilacı ve tarımda kullanılan gübreler içeriğinde borik asit içerir böylece bitkileri istila etmeye gelen kemirgenleri, böcekleri ve zararlıları engellemek için kullanılmaktadır. Borik tozu havai fişeklerin alevlerine yeşilimsi bir ışıltı vermek için kullanılmaktadır.

Bunlar borik asidin kullanım alanlarından bazılarıdır. Bu tozun kullanım alanları görünenden oldukça fazladır, evde kullanım alanları ve endüstride kullanım alanları da gittikçe artmaktadır.
Kaynakça:
buzzle.com/articles/boric-acid.html

Yazar: Tülay Arsoy

Köpek gençlik hastalığı

Köpek gençlik hastalığı, tıp dilinde “Canine Distemper Virüs” adıyla bilinen bulaşıcı ve öldürücü bir virüstür. Bu virüsü alan köpeğin hastalıktan kurtulma şansı yüzde 20 ile yüzde 40 arasında değişmektedir. Yeni doğan yavru köpeklerin anneden ilk emzirme sırasında aldıkları süt, kolostrum denilen, yüksek miktarda antikor içerdiğinden, bu antikor yavruyu ortalama 12 hafta boyunca korur. Vaktinden önce sütten kesilen, yeterli miktarda kolostrum almamış yavrularda bu süre en çok 4 haftadır. Bu nedenle özellikle 3 ile 12 aylık yavru köpekler arasında yaygın olan bu hastalık, nadiren erişkin köpeklerde de görülür. Dışkı ve solunum yoluyla bulaşan hastalık köpekte 40-42 dereceye varan yüksek ateş, iştahsızlık, kusma ve ishalle kendini gösterir.

Hastalığın bu kadar ölümcül olmasının nedeni yavru köpeğin bağışıklık sisteminin gelişmemiş olmasındandır. Gençlik hastalığının belirtileri genellikle enfeksiyon oluşumundan bir hafta sonra kendini gösterir. Kuru öksürükle başlayan hastalık sırasında burun kuruluğu oluşur ve burundan sarı yeşil karışımı bir sıvı akmaya başlar. Aynı renk akıntılar gözlerde de oluşur. Kilo kaybı, ishal ve kusma da hastalığın en önemli belirtilerindendir. Pek çok köpek hastalığıyla aynı semptomları gösteren gençlik hastalığı geç fark edildiğinde tedavisi yapılsa da ileri zamanlarda yürüme ve hareket bozukluklarına hatta kısmi veya genel felce yol açar. Gözde ve vücutta seğirmeler, ayak tabanlarında deride kalınlaşmalar gözlenebilir.

En iyi teşhis yöntemi kan tahlilidir. Teşhis konulduktan sonra hemen başlanan tedavi uzman bir veteriner tarafından klinik veya hastane ortamında yapılmalıdır. Tedavi süresi 10-15 gün olabileceği gibi haftalarca da sürebilir. Öksürük ve iltihaplanma için antibiyotik tedavisi başlanan köpeğe, ishalden dolayı kaybettiği suyu yerine koyabilmek için de serum takviyesi yapılır. Uygun gıdalar yanında bağışıklık sistemini güçlendirmek için de çeşitli ilaçlar ve vitaminlerle tedavi desteklenir.

Aşılarının zamanında ve tam yapılmaması köpeğin bu virüsü kapmasında en önemli etkendir. Özellikle dişi köpeklerin çiftleştirilmeden önce aşılanması vücutlarındaki antikor seviyesini yükseltir. Böylelikle doğacak yavruların korunması daha kolay olur. Yavru köpek 8 haftalık olduktan sonra 3 hafta arayla 3 kez aşılanmalıdır. Erişkin köpeklerde ise yılda bir kez uygulanacak aşı ile bağışıklık sistemi güçlendirilmelidir.
Kaynakça:
tavsiyeediyorum.com/makale_4497.htm
imranyuce.tripod.com/distemper.htm

Yazar: Ayfer Yeşilova

Madame Tussauds

Madame Tussauds, merkezi Londra’da bulunan balmumu heykel müzesi.

Amsterdam, Hong Kong, New York City, Los Angeles, Hollywood, Berlin ve Şangay’da şubeleri vardır.

Balmumundan heykel ustası Marie Tussaud (1761-1850) tarafından kurulmuştur.

Tarihi

Maria Tussaud 1761 yılında Strazburg,Fransa’da Marie Grosholtz olarak doğdu.Annesi, balmumu konusunda uzman olan Dr.Philippe Curtius evinde-Bern,İsviçre’de-hizmetçi olarak çalıştı.Curtius Tussaud’a bal mumu modelleme sanatını öğretti.

Tussaud ilk balmumu heykelini – Voltaire’nin heykelini- 1777 yılında yaptı.Bu sırada modellediği ünlü insanlar arasında Jean-Jacques Rousseau ve Benjamin Franklin de mevcuttur. Fransız Akımı sırasında öne çıkan kurbanları da modelledi.

Dünyanın en ünlü logosunun hikâyesi

McDonald's

McDonald’s’ın ‘M’si dünyanın en tanınan logosudur. Ama hileye dayalı bir hikâyesi var bu sembolün.

119 ülkedeki 30 bin şubesi ile günde 68 milyon müşteriye hizmet ediyor McDonald’s. Coca Cola eşliğinde yenen burger ve patates kızartmasını akla getirir bu isim.

Fakat ünlü ‘M’ logosu bir tasarım harikası olmaktan ziyade tesadüfen bulunmuş.

Amerika’nın New Hampshire bölgesinden gelip California’ya yerleşen Patrick McDonald 1937’de Monrovia havaalanı civarında arabayla geçenlere sosisli sandviç satan bir stand açmıştı. İki oğlu Richard ve Maurice 1940’ta bu tezgahı San Bernardino’ya taşımış ve sekiz yıl sonra da ayak üstü yemek yenen ve 15 sente, rakiplerinin yarı fiyatına hamburger satan bir dükkan açmıştı. ‘McDonald’s’ın Hamburgerleri’ levhasını taşıyordu burası.

İlk McDonald's restoranlarından biriLos Angeleslı mimar Stanley Clark Meston’un yaldızlı orijinal çifte kavisli logosuyla 1953’te tasarımını yaptığı modern McDonald’s restoranı

 

1952’de iki mimarla oturup yol kenarında hizmet verecek bir restoran için rahat görülebilecek bir levha tasarımı yaptılar. Universal Stüdyoları’nın tasarımcısı Clark Meston, Richard’ın önerdiği iki yarım çemberi, 8 metre büyüklükte neon lambalı ve yaldızlı parabole dönüştürdü.

Kavis şeklindeki bu levha ilk kez 1953’te Arizona’da bayilik verilen McDonald’s’da yerini aldı. Bayiliği satın alan Occidental Petrol’ün yöneticisi Neil Fox’tu. Fox’un kayınbiraderi Roger Williams ve iş ortağı Bud Landon ise California’da üçüncü McDonald’s bayiliğini satın almıştı. Buradaki levhaya farklı açılardan bakıldığında nasıl iç içe geçmiş görüldüğü ve McDonald’s logosunun nasıl ortaya çıktığı daha iyi anlaşılır.

McDonald kardeşler 1955’te jaz müzisyeni, radyo DJ’i ve atılabilir kağıt bardaklar satan Ray Kroc’u bayi müdürü yapmıştı. Kroc ucuz ve hızlı hamburger satan ve kendine özgü tasarımı olan bir restoranlar zincirinin iyi iş yapacağını düşünmüş ve 1961’de şirketi McDonald kardeşlerden 2,7 milyon dolara satın almıştı.

Ray Kroc McDonald's önündeMcDonald’s’ı satın alan Ray Kroc (sağda) restoranın orijinal modern binalarını geleneksel çatılı hale getirdi.

 

Kroc her yeni restoran için onlara isim hakkı ödeme sözü vermişti. Ama bunlar yazılı bir anlaşma haline getirilmedi. McDonald kardeşler daha sonra hile ile isim hakkını da yitirdi.

Kroc’un McDonald kardeşleri ekarte ederek restoranı nasıl ele geçirip zengin olduğunun hikâyesi, Aralık ayında vizyona girecek olan The Founder adlı filmde ele alınıyor. John Lee Hancock’un yönettiği ve Michael Keaton’un başrolde oynadığı filmin afişi “Başkasının fikrini çaldı ve Amerika da bunu yuttu” deyişini taşıyor.

Kroc iki ayrı yaldızlı kavisi içeren logoları önce bitişik çifte kavis haline getirdi, sonra da 1968’te M logosuna dönüştürdü. 2003’te ise tekrar elden geçirilerek bugünkü halini aldı.

McDonald’s giderek sağlığa tehdit olarak görülmeye başlandı. Böylece restoranlar zinciri 1950’lerdeki masumiyetini de yitirmiş oldu.

Bugün McDonald’s logosu saldırgan küresel kapitalizmin, aşırı tüketimin ve Amerikan kültür emperyalizminin simgesi olarak görülüyor.

McDonald's ve Amerikan bayrağıArizona sahillerinde açılan restoranın logosu çevreye uysun diye turkuaz renkte yapıldı.

 

Ama onun da yenilgi yaşadığı oluyor. 1993’te Arizona sahillerinde açılan restoranın logosu çevreye uysun diye sarı değil de turkuaz rengini almak zorunda kaldı. 2010’da California’da açılan restoranın logosu ise yine aynı nedenlerle siyah, Paris’te Champs-Elysees ve Bruges’da açılan şubelerdeki logolar ise beyaz renklidir.

1960’larda McDonald’s Meston’un mimari bir tarzda tasarımını yaptığı ilk çifte kavis logosunu yenilerken Amerikalı Freudcu psikologların tavsiyelerini de tutmuş ve bu logoyla tümüyle yollarını ayırmamıştı. Freudcu anlayışa göre bu iki kavis annenin besleyici göğüslerini simgeliyordu.

Bu logoya aşırı anlam yükleme gibi gelebilir. Ancak McDonald’s’ın çocukları çekme çabasının yanı sıra herkesin içindeki çocuğa da seslenmek için on milyonlarca dolar harcadığı doğrudur.