Nâfile İbadetlerin Önemi

Nâfile ibadetler Resûl-i Ekremin [sallallahu aleyhi vesellem] sünnetinin farz ve vâcip olmayan kısmına denir. Yapılmasında büyük sevap ve mükâfat vardır. Nâfileler kulu Allaha [celle celâluhû] yaklaştıran dolayısıyla O nun sevgisini kazandıran ibadetlerdir. Nitekim bir hadis-i kudsîde şöyle buyrulmaktadır.

Kulum nâfilelerle de bana yaklaşmaya devam eder; nihayet ben onu severim. Onu sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse veririm, bana sığınırsa onu korurum… (Buhârî).

Farz ibadetler kadın erkek her müslümanca yapılması zorunlu ibadetlerdir. Nâfile ibadetler ise herkesin gücü yettiği nisbette zorlanmaksızın yapabileceği ibadetlerdir. Nâfile ibadetler insanda kulluk bilincini artırır, ibadet hayatını kuvvetlendirir. Maneviyatının yücelmesine sebep olur. Onu Allaha [celle celâluhû] daha yakın ve daha sevgili kılar.

Advertisements

Kâinatın Yaratılmasına Sebep

Allah Teâlâ, Hz. Âdemi [aleyhisselâm] yasak ağaçtan yediğinden dolayı cennetten dünyaya indirdiği zaman, Hz. Âdem [aleyhisselâm] kusurunu anladı, affı için ağladı ve şöyle yalvardı:

Yâ Rabbi! Beni habibin Muhammed hatırına affeyle. Yüce Rabbimiz: Ey Âdem, sen benim habibim Muhammed’i nereden tanıyorsun? diye sordu. Hz. Âdem,

Yâ Rabbi! Sen beni cennete yerleştirdiğin zaman cennetin her yerinde, arşın üzerinde Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazısını gördüm. İsmi senin isminle birlikte zikredilen ve her yere nakşedilen bu zatın senin katında çok kıymetli ve sevgili biri olduğunu anladım. O sevgili kulunun hatırına beni affetmeni istiyorum dedi. Yüce Allah, Evet, o benim habibimdir. Senin evlatlarından biridir. Peygamberlerin sonuncusudur. Eğer onu yaratmasaydım seni de yaratmazdım. Seni onun hatırına affettim buyurdu(Hâkim, Müstedrek).

Allah Teâlâ buyurdu ki: (Ey Resûlüm!) Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman, sana gelselerdi ve kendileri için Allahtan af isteselerdi, peygamber de Allahtan onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allahı tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli bulurlardı (Nisâ 4/64).

Mirac Yolculuğu

Hüzün dolu yılların ardından sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Allahın huzuruna davet edilmiştir. Onun Mekkedeki Kâbe-i Muazzamadan Kudüste bulunan Mescid-i Aksâya kadar olan yolculuğuna isra, oradan da Allah Teâlânın huzuruna götürülmesine mirac denir. İsra ve mirac hem ruh hem de beden ile gerçekleşmiştir.

Mirac gecesi sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem], bütün gökyüzünü dolaşmış, peygamberlerle buluşmuş, sidretül-müntehâ denilen madde âleminin sona erdiği ve mana âleminin başladığı yedinci kat semaya ulaşmıştır. Yaratılmışlara takdir edilenleri yazan kalemlerin seslerini bile işitmiştir. O âlemlerdeki nice manevi güzelliklere tanık olmuş. Bu manevi yükselişin sonucu, dünya âleminden uzaklaşmış, zaman ve mekânın olmadığı Allah Teâlânın huzuruna kavuşmuştur. Âlemlerin Rabbi ile konuşmuş. O gece Allah Teâlâ, sevgili Peygamberimize [sallallahu aleyhi vesellem], ümmetine hediye edilmek üzere günde beş vakit namazı farz kılmıştır. O gece gün doğmadan Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Mekke-i Mükerremeye geri dönmüş. Gündüz olunca Mirac gecesi yaşadıklarını insanlara anlatmış. Onu ilk doğrulayan Hz. Ebû Bekir-i Sıd-dîk [radıyallahu anh] olmuş ama müşrikler ona inanmamışlardır.

Eden Bulur

Hz. Ali [kerremallâhu vechehû] şöyle der: Hakikatte kimse, kimseye ne zulüm ne de kötülük edebilir. Zira âyet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Kim makbul ve iyi işler yaparsa kendi lehine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir (Fussılet 41/46).

20. Yüzyılda Peygamberlik delilleri

Peygamber efendimiz Hazreti Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem peygamberliğinin 20. yüzyıldaki delilleri.

Önceden haber verdiği olaylar ve fetihler onun vefatından sonra olanlar bile gerçekleşmiştir. Üstelik bu sözlere bakıldığında onların bazı kahinlerin söylediği gibi üzeri kapalı, ne yana çekseniz o tarafa giden türden olmadığı da vicdan sahipleri için inkar edilemez bir gerçektir.

Garip hadis

Tebe-i tabiin (sahabeyi göreni gören)’den sonraki ulema’dan nakledilen hadistir.

Kadın hangi şartlarda çalışabilir?

Bir kadının, kızın, anası, babası ve mahrem akrabası yoksa veya var da, fakir iseler ve devlet de yardım etmez ve kimse yardım etmezse, bu kadın, kendinin, çocuklarının ve hastalık, ihtiyarlık sebebiyle çalışamayan fakir ana babasının nafakalarını temin etmek için çalışmak zorundadır. Erkekle karışık olmayan kadın işlerinde çalışır. Erkek bulunmayan iş yoksa, sıhhatini, dinini, namusunu, Müslümanlık haysiyetini ve şerefini koruyacak kadar farz olan nafakayı kazanmak için, yabancı erkeklerin bulunduğu yerde örtülü olarak çalışması caiz olur. Bu nafakayı kazanmasında mani olunması, ikrah olur. Böyle ihtiyaçtan fazla, orada kalması caiz olmaz. Çalışırken, başını, kollarını açması için zorlarlarsa, açmazsan burada çalışma derlerse, örtülü olarak çalışacak başka yer bulamayınca, kolları açık çalışması, İmam-ı Ebu Yusuf’un kavline göre caiz olur. Kadının kulaklarından sarkan saçlarını örtmesi farz değildir diyen âlimler de vardır. Harac olduğu zaman, bu zayıf kaville amel etmek caiz olur. Başında bulunan saçları örtmenin farz olduğu sözbirliğiyle bildirildiyse de, kulaklardan sarkan saçların açılması, zorlanmak sebebiyle caiz olur. Böyle zorlanan kadın, her zaman, erkekle karışık olmayan veya örtülü çalışacak yer aramalıdır. Bulunca, orada çalışması lazım olur. Saçlarını, kollarını sokakta, gidip gelirken örtmelidir. Müslüman erkekle evlenince, bunun nafakasını kocası temin etmeye mecburdur. Zengin olmadığı için, anasına, babasına ve çocuklarına nafaka vermesi lazım gelmezse de, kocasının izniyle çalışıp onlara bakması lazımdır. (S. Ebediyye)