Arefe günü oruç tutmanın sevabı ve fazileti…

Arefe günü oruç tutmanın mükafatı nedir?Arefe günü oruç tutanlara verilen sevap?Arefe orucu tutanların fazileti nedir?Arefe gününde oruç tutanların üstünlükleri nelerdir?

Arefe günü tutulan oruç geçmiş ve gelecek iki senenin günahına keffaret olur.

Bir Adam Resülüllah (s.a.v.)’e

“Ya Resülüllah! Arefe gününün orucu hakındaki görüşünüz nedir? diye sordu .
Rasülüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Öyle zannediyorum ki,Allahü Teala geçmiş bir sene ve gelecek bir seneye keffaret kılar”.

İbni Abbas’ın rivayet ettiği hadisi şerifte:

“Üç kimse vardır ki,Kabirlerinden kalktıkları gün melekler onlar ile musafaha ederler.:Şehitler,Ramazan ayı oruç tutanlar,Arefe günü oruçlu olanlar.” buyrulmuştur.

Ebu-d Derda Radıyallahü anh’dan:” Özellikle zilhicce ayının dokuzuncu günü(arefe)oruç tutunuz.Çünkü o günde hesap tutan (melekleri)’in saydıklarından çok daha fazla hayır vardır.”

Ümmü seleme’den rivayet edilen Hadisi Şerif’te: Resülü Ekrem (S.A.V.)şöyle buyurdular:

“Arefe günü ne güzel bir gündür.Hayır ve Bereket günüdür.Rahmet ve mağfiret günüdür.Kim arefe günü oruç tutarsa Allahü Teala ona,(Arafat’ta) vakfede bulunanların sevabından hisse verir, şefaatım ona vacip olur, yüzünü(bedenini)cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırmış olur.”

About these ads

Hristiyanlarda bulunan 666 inancı nereden gelmiştir?

Hıristiyanlarda bulunan 666 inancı nereden çıkmıştır?
Bazı Hıristiyan alimleri Peygamberimizi (asm) deccal olarak değerlendirmiştir ve bunu ebced hesabı ile doğruladıklarını iddia etmişlerdir.

Değerli kardeşimiz,

– Araştırmacıların verdiği bilgiye göre, 666 sayısının ne zaman ve neyin simgesi olarak ortaya çıktığına dair kesin bir bilgi yoktur.

– Bu sayı efsanesini, Babil krallığına kadar götürenler vardır.

– Hıristiyan ilahiyatçılar, burada geçen 666 sayısının “şeytan, Mesih karşıtı (Deccal) ve Peygamberlik iddiasından bulunan üçlü birliğinin gizli şifresi” olduğu yorumunda bulunuyorlar.

– Katolik Kilisesi ise 666 sayısının İslamiyeti ve Hz. Muhammed’in (asm) peygamberliğini simgelediğini öne sürmüştür. Onlara göre Hz. Muhammed’in (asm) adının Grekçe yazılım ve harflerdeki sayısal toplamı 666 idi ve Canavar’ı simgeliyordu.

Bu kurgu, Katoliklerin ne kadar cahil, İslam’a karşı ne kadar ön yargılı ve dinlerinde ne kadar mutaassıp olduğunu göstermektedir.

Halbuki, onlara göre de bu sayının simgelediği kişi (Anti Crist/deccal), Hz. İsa Mesih’in karşıtı olan biridir. Oysa Hz. Muhammed’in hadis öğretilerinde ve Kuran’da Hz. İsa’nın hak peygamber olduğu vurgulandığı gibi, Yahudilerin Hz. Meryem hakkındaki iftiralarına karşı, onu temize çıkaran ve onun bir iffet abidesi olduğuilan edilmiştir.

Kaldı ki, Hz. Muhammed Arap’tır ve ismi de Arapçadır. Onun isminin ebced/rakam değeri -Grekçe değil- Arapça harflerine göredir. Arapçada ise, “Muhammed”kelimesinin ebced değeri: 92’dir; Mim harfinin şeddesi de sayılsa, 132 eder.

– Hıristiyan aleminde 666 sayısı İncil’de Yunanna’nın “Vahiy” bölümünde (13-18) geçiyor. Yuhanna’daki vahiyde İncil’in Türkçe çevrisine göre, “Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Bu sayı bir insanı simgeler. Sayısı 666’dır” deniliyor.

Dua Sonunda AMİN Demenin Hükmü Nedir?

“Amin ” demenin anlamı nedir?Dua sonunda niçin Amin denilir?Amin demenin dini dayanağı var mıdır?

Dua yapılırken ve dua sonunda Amin demek Sünnet olup duanın kabülüne sebep olur.
Amin, “kabul buyur.” demektir. Dualardan sonra amin deme uygulaması sünnetle sabit olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.): “İmam ‘Amin’ dediği vakit siz de ‘Amin’ deyiniz. Zira kimin ‘Amin’ demesi meleklerin ‘Amin’ demesine denk gelirse, o kişinin geçmiş günahları affolunur.” buyurmuştur (Buhari, Ezan, 111-112; Müslim, Salat, 62, 87).

Namazda Fatiha suresi okunduktan sonra Amin demek de sünnettir (İbn Mace, İkame, 14).

Dinden çıkanın (mürtedin) cezası nedir?

Dinden çıkan mürted olan kişiye şeran nasıl bir ceza uygulanır?Dinden çıkmanın cezası nedir?Mürted olan kişinin cezası nedir?

Mürted olmak dinden çıkmak,dininden dönmek demektirki,müslüman olan kişi dininden dönerse ona mürted oldu dinden çıktı denir.Yani o kimse kafir oldu demektir.Mürtedin (dininden dönenin )şeriatte ki cezası ise şöyledir:

Müslümanın irtidadı; görülmesi, duyulması, itiraf etmesi veya iki âdil müslüman tarafından şahitlik edilmesi hallerinde sabit olur.

Mürtedin cezası, eğer tevbe etmezse öldürülmektir: “Dinini değiştireni öldürün” (Buhârî, Cihâd, 149). Ulemanın çoğunluğu kadın için de aynı hükmün uygulanacağı görüşündedirler. Ancak Hanefiler bu konuda farklı görüştedirler. Kadınların öldürülmesini nehyeden hadisin (Ebu Davud, Cihad, 121) hükmünün geneli kapsadığını iddia ederek irtidad eden kadının öldürülmeyeceği görüşünü ileri sürmüşlerdir (İbn Kudâme, el-Muğnî, Mısır (t.y.), VIII, 125; Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, Kahire, (t.y.), II, 385 v.d.).

Mürtede had uygulanmadan önce, tevbe edip İslâm’a dönmesi telkin edilir. Fakat bunun ne şekilde uygulanacağı hakkında ihtilaf vardır. Alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, üç defa tevbe etmesi istendikten sonra öldürülür. Hz. Ömer (r.a), irtidad edenin üç gün hapsedilip tevbe etmeye çağrılması ve bu zaman zarfında yiyecek olarak suçluya ekmek verilmesi gerektiğini bildirmiştir.

Hz. Ali (r.a), bu müddeti bir ay olarak uygulamıştır. en-Nahaî ise bunun bir zamanla sınırlandırılmaması ve tevbe edene kadar sürekli İslam’a çağrılması gerektiği görüşünü ileri sürmüştür. Ancak, bu görüş, Sünnet ve icma ile sabit olan irtidad cezasının uygulanmasını imkansız kılacağından itibara şayan değildir.

İmam Mâlik, Leys, İshak ve Ebu Hanîfe; zındıkın ve irtidat edip tevbe ettikten sonra tekrar dinden dönenin tevbesinin dikkate alınmayacağını ve haddin uygulanacağını kabul etmişlerdir. Çünkü zındıkın mürted sayılmasını gerektiren önceki görüşlerinden
kabul etmişlerdir. Çünkü zındıkın mürted sayılmasını gerektiren önceki görüşlerinden döndüğü hiç bir zaman açık olarak tesbit edilemez. Allah Teâlâ; “Ancak, tevbe edip kendilerini düzelten ve Allah’ın indirdiğini açıklayanlar müstesna” (el-Bakara, 2/160) buyurmaktadır. Dinden dönmeyi birkaç defa tekrarlayanların tevbelerinin kabul edilmeyeceğine delil olarak da şu âyeti kerîme gösterilmektedir: “İman edip sonra inkâr eden, sonra imân edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak ne de doğru yola eriştirecektir” (en-Nisa, 4/137).

Müslüman anne babadan doğan ve müslüman olarak yetişen kimse irtidat edince, tevbe etmeye çağrılmadan had uygulanır. Fakat daha önce küfre girip sonra müslüman olan kimse tevbeye çağrılır.

Allah’a ve Rasûlüne küfreden kimse de tevbe etmeye çağrılmadan öldürülür. Böyle bir kimse tevbe etse dahi durum değişmez. Çünkü, Allah’a ve rasûlüne küfretmek haddi gerektirir. Tevbe ise haddi düşürmez (İbn Kudame, a.g.e., 125 vd.)

Mürtedin irtidat etmesiyle birlikte, bütün salih amelleri silinir ve o ebedî olarak Cehennemde kalır: “Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların dünya ve âhirette amelleri boşa gitmiştir. İşte cehennemlikler onlardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır” (el-Bakara, 2/217).

Bu, tevbe edilmediği takdirde böyledir. Mürted tevbe ettiği takdirde, irtidat etmeden önceki amellerinin yok olup olmayacağı hususunda İslâm alimleri arasında görüş ayrılıkları vardır. İmam Şafiî’ye göre irtidad edip, sonra İslam’a dönenin haccı da dahil hiç bir ameli düşmez. İmam Malik’e göre ise amellerinin tamamı, irtidad ettiği an düşer (el-Kurtubî, el-Cami’li Ahkâmi’l-Kur’an, Beyrut 1965, III, 48).

İrtidatla birlikte evlilik akdi fesh olur. Ancak mürted tekrar İslâm’a döner ve her iki taraf evliliklerini sürdürmek isterse, yeniden bir nikâh akdi ve mehir söz konusu olmaz. Hanetiler kocanın irtidadına bağlı boşanmayı bâ’in talak* olarak kabul etmişlerdir. Mürted, müslüman yakınlarına mirasçı olamadığı gibi, o öldüğünde de müslüman yakınları ona mirasçı olamazlar: “Kâfir müslümana, müslüman da kafire mirasçı olamaz” (Buhârî, Ferâiz, 26; Müslim, Ferâiz, 1).

Ancak âlimler bu konuda da ihtilaf etmişlerdir. Hz. Ali (r.a), Hasan, Şa’bi, Leys, Ebu Hanife ve İsbak ibn Raheveyh müslüman yakınların mirasa sahip olacaklarını kabul ederken; Mâlik ve Şafii’nin de içinde bulunduğu diğer bir grup âlim de mürteddin malının beytülmale intikal edeceğini söylemişlerdir. Ebu Hanîfe’ye göre, irtidad halinde kazanılan mal fey* hükmündedir (Kurtubî, a.g.e., III, 49). Ebu Hanîfe, irtidad etmeden önce sahip olunan malın mirasçılara intikal edebileceğine hükmederken, mürtedin irtidadla birlikte hukuken ölmüş olduğu prensibinden hareket etmektedir. Ebu Yusuf, Muhammed ve Şubrume her hâlukârda mirâs olayının sözkonusu olduğunu söylemişlerdir. Kurtubî; “İki millet (mü’min ve kâfir) arasında miras yoktur” (Ebu Davud Ferâiz, 13; Tirmizi, Ferâiz, 16; İbn Mâce, Ferâiz, 6) hadisinin hükmünün mutlak olacağını ileri sürerek, müslümanla mürted arasında veraset olayından bahsedenlerin görüşlerini reddetmektedir (Kurtubî, aynı yer).

Mürted, had uygulanana kadar, malının gerçek sahibi olup, bunda dilediği gibi tasarruf etmekten alıkonulamaz. Öldürülmeyi hak etmiş olması, O’nun malındaki tasarruf hakkını düşürmez. Bu konu diğer had gerektiren cezalarda olduğu gibi değerlendirilir. Bunun gibi, kaçıp daru’l harbe sığınsa, mülkiyet hakkı yine düşmez. İslâm ülkesindeki mal varlığı yed-i emin vasıtası ile koruma altına alınır (Seyyid Sabık, a.g.e., 390).

Ayrıca mürted öldüğünde yıkanmaz, kefenlenmez, cenaze namaz kılınmaz ve müslüman mezarlığına defnedilmez. Mürted için istiğfar câiz olmadığı gibi, onu rahmetle anmak da caiz değildir: “Ne peygamberin ne de mü’minlerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, yakın akrabaları da olsa, müşrikler için af dilemeleri asla doğru olmaz”(et-Tevbe, 9/113).

Bir kimse İslâm’dan çıkıp, başka bir dine girdiği zaman onun irtidadına hükmedilerek cezalandırılır. Ancak, irtidat olayı bununla sınırlı mıdır; yoksa kâfirlerin din değiştirip başka bir küfür dinine girmesi de irtidad mı sayılır? Alimler bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Zâhiren bakıldığında bir kâfir, bâtıl olan dininden çıkıp, onun gibi bâtıl olan başka bir dine girmiş olduğundan dolayı sorgulanmaz. Çünkü küfür tek bir millettir. Ancak, İslâm’ı terkedip başka bir dine girenin durumu, hidayetten yüz çevirip, dalâleti seçtiği için farklılık arzetmektedir. Malikîler ve Hanefîler bu görüştedirler.

Şafiîler’de ise bu konuda iki farklı görüş vardır. Bir kâfir, dininden döndükten sonra, ya İslâm’a girer ya da öldürülür. Taberânî ibn Abbas’tan merfu olarak şöyle bir hadis nakletmektedir: “Dininden çıkıp kendisine İslam’dan başka bir din seçeni öldürün”(Seyyid Sabık, a.g.e., 382). Ahmed ibn Hanbel’in de iştirak ettiği diğer görüş ise şöyledir: Kâfirin seçtiği yeni din, eski dininden yukarıda ise, sorgulanmaz, aksi halde irtidat cezası uygulanır. Yahudî veya Hristiyan’ın Mecusîliği seçmesi gibi (bk. Seyyid Sabık aynı yer).

İslam’da mürtedin öldürülmesinin hikmeti

İslâm, insan için, bütün eksikliklerden arındırılmış bir hayat programıdır. O, dindir, devlettir, ibadettir, önderliktir, kitap ve kılıçtır, ruh ve maddedir, hem dünya hem de ahirettir. O, akıl ve mantık üzerine bina edilmiş ve kesin bilgi ve deliller üzerinde yükseltilmiştir. Onun inanç sisteminde ve şeriatında insan fıtratıyla çatışan, ona ters düşen hiç bir şey yoktur ve o, insanın önünde diğer beşerî düşünceler gibi, onun edebî ve maddî olgunluğa erişmesi için bir engel değil; ona ulaştıran emin bir yoldur. Kim İslâm’a girer, onun hakikatini kavrar, onun ruhî zevkini tadar ve sonra da ondan dönüp irtidad ederse apaçık delilleri inkar ederek, hak ve mantık ölçülerinin dışına çıkmış olur.

İnsan bu duruma geldiği zaman, çöküş derecelerinin en aşağılarına düşmüştür. Böyle bir insanın hayatının korunmasının hiç bir geçerli sebebi yoktur. Çünkü onun hayatında ulaşılması gereken ne yüce bir gaye, ne de şerefli bir maksat kalmıştır.

Diğer bir açıdan bakıldığında da İslâm’ın insanın yaşayışında ihtiyaç duyduğu her şeyi kapsayan bir nizam olduğu ve bu nizamın değer ve hududlarının korunmasının mutlak anlamda gerekli olduğu görülecektir. Çünkü hiç bir nizam yoktur ki, onu yok etmeye, yeryüzünden silmeye yönelik tehditlere karşı korunmadan ayakta durabilsin, varlığını devam ettirebilsin. Bir düzenin korunmasını sağlayan en önemli şeylerden biri de, her dileyenin dilediği gibi onu inkâr ederek, dışına çıkmasını engellemektir. Bu yapılmadığı taktirde, bir düzenin korunması mümkün değildir.

İslâm’dan çıkıp irtidat etmek; ihanet ederek ona baş kaldırmak ve parçalayıp yok etmeye azmetmektir. İslâm toplumunu bu tür bir tehlikeden korumak için önlemlerin alınması kaçınılmazdır. Bunu önlemek ise, beşerî sistemlerin de uygulamak zorunda oldukları gibi ölüm cezası vermeye bağlıdır.

Komünist veya kapitalist toplumların hangisinde olursa olsun, devletin anayasal nizamının dışına çıkıp ona başkaldıran kimse, ülkesine ihanet suçuyla itham edilir ve ölüm cezası ile cezalandırılır. Bu, İslâm’ın bu konudaki uygulamasına karşı çıkanların itirazlarının gerçekte, İslâm’a karşı olan düşmanlıklarından kaynaklandığını ortaya koymaktır. İslâm’ın mürted’e uyguladığı cezanın mantık dışı hiç bir taraf olmadığı ortadadır. Zaten tarihe bakıldığında, müslümanları idare edenler, bu haddi, hakedenlere uygulamaktan ne zaman yüz çevirmişlerse, işte o zaman, devlet ellerinden gitmiş, İslâm toplumu İslâm dışı güçlerin baskısı altında ezilir hale gelmiştir

Çocuklara orucun farz olma yaşı kaçtır?

Çocukların kaç yaşında oruca başlaması gerekir?Çocuklarımıza kaç yaşına gelince oruç tutturmalıyız?Çocuklara kaç yaşında oruç tutmak farz olur?

Çocuklar sabi iken yani 10 yaşına geldiği zaman aynı namaz kılmaları hususunda olduğu gibi,onlara oruç tutmaları telkın edilir.Eğer gücü yetmeyecek kadar zyıf ise,çocuk oruç tut diye zorlanmaz.Ancak güc yetirecek kadar kuvvetli ise oruç tutması yönünde telkın edilir.Tamamını tutamasa da en azından aralarda tutarak çocuğun orucun keyfiyetine alışmasında faide vardır.

Çocuklara küçük yaşta orucun sevabı ve fazileti anlatılarak orucu sevdirmeli ve gücü nisbetinde arada bir oruç tutmaya teşvik etmelidir.
Çocuğu oruca alıştırmak oruca başlatmak ve onu icbar etmek Anne baba ve dedeninin,yetim ise vasisinin vazifesidir.Eğer bu vazifeyi çocuğun velilerinden hiçbiri yapmazsa hepsi günahkar olurlar.

Eğer erkek kız çocuk baliğ (adet görmüş ise)olmuş ise,erkek çocukta ergen olmuş ise onlara oruç tutmak farz’dır.Kız çocukları genelde 10 ile 15 yaş arasında baliğ(adet)görerek ergen olur.Erkek çocuk ise,12 ile 15 yaş arası baliğ olur.Eğer kız ve erkek çocuğu 15 yaşına geldiği halde,baliğ (ergen )olmamış ise,15 yaşında İmamı Azama göre hükmen baliğ olur,ve oruç dahil bütün farz’lardan yükümlü olurlar.

Etek Traşı gecikmesi Namaza Engel Olur mu?

Cinsel organın killanmasi namaz ve abdesti engeller mi?Etek traşı geckmesi namaza manimidir?Bikini bölgesi tüyleri namaz manimidir?

Cinsel bölgedeki kılların uzaması namaz ve abdesti engellemez. Ancak Koltuk altı ve etek bölgesi gibi fazla tüylerin kırk günden fazla temizliğinin (traş edilmesi) geçiktirilmesi Hanefi mezhebine göre tahrimen (harama yakın)mekruhtur.

Hz. Ebu Hureyre anlatıyor; Hz. Peygamber (a.s.m) buyurdu ki:

“Etek tıraşı olmak, sünnet olmak, bıyıkları kısaltmak, koltuk altını temizlemek, tırnakları kesmek fıtrattandır. (Yani; eskiden beri peygamberlerin uygulaya geldikleri prensiplerdendir.)” (bk. Neylu’l-Evtar,1/108)

Kütübü Sitte’de yer alan söz konusu hadiste geçen hususlar, bütün mezheplerin ittifakıyla sünnettir.(bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/306-308).

Sünnet olmak hariç, diğer işlevleri haftada bir yapmak sünnettir. Hz. Peygamber (a.s.m)’in bu işlevleri cuma veya perşembe günü yaptığına dair rivayetler vardır.(bk. Zuhaylî, a.g.e. I/311).

Bunları kırk günden fazla yerine getirmemek geciktirmek-bütün mezheplere göre- mekruhtur.. (bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/311).

Hanefilere göre bu gecikme tahrimen mekruhtur. (bk. Cezerî, el-Fıkhu ala’l-Mezahibi’l-arbaa, 2/45).

Sahurda Niyet etmeyi Unutanın Orucu

oruç tutmak için akşam sahura kalkıyorum unutup niyet getiremiyorum benim tutuğum oruç kabulmüdür?

Sahura kalkmak kalben bir niyet olarak kabul edildiğinden dil ile niyeti unutsanız da orucunuz geçerli olur.Ancak sahura kalkamadığınız zamanlarda mutlaka sabahleyin veya kaba kuşluk vakti çıkıncaya kadar niyet etmeniz gerekir.Aksi taktirde oruç geçerli olmaz.Kaza edilmesi icap eder.