Bağnazlık & Irkçılık

  • “Bağnaz, doğruya sahip olduğundan emindir. Bunun sonucu olarak da doğrusunu başkasına zorla kabul ettirme arzusuna yenik düşer. Doğruya sahip olduğunu düşüdüğünden, artık kendisini doğru kılmak endişesi yoktur. Felsefenin bir talebi olan doğru, onun kendi malı, sahip olduğu bir şey olmuştur. Bağnazda doğrunun araştırılması  bir kesinliğe sahip olunduğuna ilişkin yanılgıya dönüşerek soysuzlaşır. Filozofun doğrunun peşinden koşmasına karşılık, bağnaz kesin bilgiye sahip olduğuna inanır. Felsefi alçak gönüllülük; doğruya benim senden daha fazla sahip olmadığım, onun ikimizin önünde bulunduğu anlamına gelir. Böylece felsefi bilinç, ne mutlak bir bilgiye sahip olduğundan dolayı mutlu, ne de şifa bulmaz bir şüpheciliğin pençesinde kıvrandığı için mutsuz bir bilinçtir. O, sahip olduğu şeyle yetinmeyen, ulaşma imkanına sahip olduğuna inandığı şeyi araştıran kaygılı bir bilinçtir.” TÜSİAD & Tülin Bumin – Felsefe
  • “Sanayi devrimi büyük kitleleri en yakın akrabalarından, köylerinden kasabalarından uzaklaştırmış ve yoğun bir sömürüye dayanan ve acımasız bir şekilde işleyen endüstriyel hayatın dişlileri arasına sokmuştu. Kuşkusuz sorunlar arasında en fazla dikkat çeken ekonomik olanlardı. İnsanlar çoğu kez boğaz tokluğuna saatlerce çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyordu. Yoksulluk, hastalık, güvencesiz çalışma koşulları yüzbinlerce insanın ortak mutsuzluğunu deyimlemektedir. Ama nesnel sorunlar yanında kültürel sorunlar da dikkat çekmekteydi. Bu yeni yaşam içinde insanların geleneksel kimlikleri ve aidiyet bağları işlevini göremeyecekti. Parçalanmış hayatları yeniden tanımlayacak ve anlamlı bir birliğe taşıyacak olan yeni bir kültürel yapılanmaya gereksinim duyuluyordu. İşte ideolojiler köklerinden kopmuş ve acımasız bir çalışma hayatının içine itilmiş olan insanlara basit, kolay anlaşılır bir şekilde dost-düşman ayırımı yapan yeni hayat haritaları sunuyor ve onlara kimlerle birlikte ve kimlere karşı olması ve neler yapıp neler yapmaması gerektiğini öğretiyordu. İdeolojileri bir tür modern dinler olarak görebiliriz. Bu yüzyılda yaşayan kuşaklar, artık dünya ötesi kutsal metinlere bakarak bu dünyada nasıl yaşayacağına karar veren dedelerinden farklı olarak, ölümden öte bir kurtuluşun peşine düşmeyi anlamlı bulmamakta ve kurtuluşun bu dünyada gerçekleşeceğine inanmaktadır. İşte milliyetçilik 19. yüzyılda yaşadıkları kültür şoku nedeniyle boşlukta kalmış insanlara yeni bir kimlik ve aidiyet bağı sunan bir ideoloji olarak doğdu denilebilir.” TÜSİAD & Tülin Bumin – Felsefe
About these ads

Yazar: Ömer M.

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Düşüncenizi belirtin