Melankoli

Kara sevda, melankoli ya da mâl-i hülyâ (Yunanca μελαγχολίαmelankolia, “üzüntü” < Eski Yunanca μέλας (melas), “kara,siyah”,+ χολή (kholi) kara safra), günümüzde yaygın olarak kişinin az hareketli ve normalden daha heyecansız bir hayat tarzını sürdürdüğü depresyondan kaynaklanan bir duygudurum bozukluğu anlamında kullanılır.

Batı Avrupa’da melankoliye artan rağbet

Eliseo Sala'nın Pia de Tolomei ya da Melankoli tablosu (1846)
Eliseo Sala’nın Pia de Tolomei ya da Melankoli tablosu (1846)

17. asrın başlarında İngiltere’de, edebiyatta ve günlük yaşamda melankoliye yönelik bir ilgi yükseldi. Batı Avrupa halklarında din alanında yaşanan Reform’un İngilizlerde yol açtığı neye inanacakları yönündeki belirsizlikler ve günah, lanet, dinsel kurtuluş mefhumlarına artan ilgi melankoliye olan ilgiyi de artırdı.

Elizabeth sonrası dönem melankolisinin müzikteki en önemli ismi, slogan haline getirdiği “Semper Dowland, semper dolens” (Daima Dowland, daima matem) sözüyle John Dowland’dir. O devrin insanları tarafından “huzursuz tip” olarak adlandırılan melankolik adam tiplemesinin meşhur bir örneği Shakespeare’in Hamlet’indeki Melankoli Dane karakteridir. Hüzün edebiyatında eserler veren diğer bazı yazarlar ise şunlardır: Hydriotaphia, Urn Burial ‘ın yazarı Thomas Browne, Holy Living and Holy Dying ‘ın yazarı Jeremy Taylor. Her iki eserde de ölüm konusu üzerinde çok durulur.

Melankoli ismiyle anılmasa da benzer konulara eğilen Sturm und Drang (yaklaşık Türkçesi, “fırtınalar ve bunalım”) akımı da o devirde Almanya’da etkili olan hüzün kültü olarak tarihteki yerini aldı. Goethe’nin Genç Werther’in Acıları eseri bunun örneklerindendir.

About these ads

izlemeye devam ettim dışarısını… ağlayan adamın gözlerinden

yağmur yağıyor… delicesine… damlalar uğuldayarak iniyor yere… çatılara, insanlara, sokaklara… güvercinler, kumrular ve kuzgun yavruları sinmişler çatı aralarına… bekliyorlar… rüzgar bütün sesleri silip onların yerine cama vuran yağmurun sesini getirdi… damlaların çok kısa süren desenlerini izliyorum, çarptıkları camın ardından… buğulanmaya başladı cam, alttan başlayarak… sokakta kimse yok… buğu ortalara kadar yükseldi… bir yüz çizdim üstüne… ağzını ve burnunu yaptım… sol gözünü yapmak için parmağımı uzattım, bastırdım buğunun üstüne… çekince parmağımı bir su damlacığı oluştu ve gittiği yolun izini bırakarak aşağılara doğru süzüldü… diğer gözde de aynı şey oldu… başımı kaldırdığımda buğu tamamen istila etmişti camı… izlemeye devam ettim dışarısını… ağlayan adamın gözlerinden

19 Aforizma ile Nietzsche’den Olağanüstü Tespitler

Döneminin belki de fikir babası olan Nietzsche, kendi felsefesini geleceğin felsefesi olarak nitelendirmişti. Kimi zaman yokluğa adadıklarıya Nihilizmin öncülerinden sayılan bu deha, insanın eksiklerinden arınarak yaşamasının daha iyi bir dünya yaratacağını düşündü. Fikirleri bazı kesimler tarafından çarptırılsa da asla bir insanın, bir başka insana olan üstünlüğünden söz etmedi.

“Ancak hepiniz beni inkâr ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten kardeşlerim, o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım. O zaman sizleri başka bir sevgiyle seveceğim.”

Bizler onu anlamak için ne yaptık?

#1

”İnsanları sevdiğinizi söylüyorsunuz! Ama daha derine indiğinizde sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz..”

#2

“Merhamet, düzenli bir biçimde kendi gücü konusunda bir yanılgı içindedir: Kadın, aşkın her şeye kadir olduğuna inanır; bu, kadının gerçek bir batıl inancıdır. Ah, aşkı bilenler, onun nasıl yoksul, nasıl çaresiz, zorla elde edilmiş ve yanıltıcı olduğunu sonunda öğrenmişlerdir: En iyi, en derin aşklar bile böyledir. Aşk, kurtarmaktan çok mahveder.”

#3

“Hepimizin ruhunda bilgiye, ‘istem’e, değerlere, sözlere, kalıplaşmış kurallara karşı yönelmiş bir şeyler vardır. Fizyolojik açıdan incelendiğinde, bizler ikiyüzlüyüz. Modern ruhun bir tanısı.”

#4

”Aşk ve nefretin yer almadığı bir oyunda kadın orta dereceli bir oyuncudur.”

#5

“Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine; ama bu taş dibe inecek olursa, söyleyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının. Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de.”

#6

“Unutkanlar şanslıdır; çünkü hatalarının derdini çekmezler.”

#7

“Biz en çok, görünmeyen ellerce bükülür ve eziyet görürüz.”

#8

“Duygusallık sık sık aşkın büyümesini kolaylaştırır; böylece kök zayıf kalır ve kolayca sökülüp çıkarılır.”

#9

”Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünmemiz kaçınılmazdır.”

#10

“Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar.”

#11

”Hayran olmada bir masumluk var. Kendilerine de bir gün hayran olunabileceği hiç akıllarına gelmemiş olanlarda bulunur.”

#12

“İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık. Birine karşı hukuku bulduk, diğerine karşı sanatı. Ama insanlar hukuka ulaşamadı. Ve sanat insanlara.”

#13

“Biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine aşığızdır.”

#14

“Toplumsal hastalıkları iyileştirmek için ihtiyaç duyulan şey, mülkiyetin zor kullanılarak yeniden dağıtımı değil, aklın tedrici dönüşümüdür. Adalet duygusu herkeste daha fazla artmalı, şiddet içgüdüsü ise daha da zayıflamalı.”

#15

“Ey ulu yıldız! Kendilerine ışık saçtıkların olmasaydı,saadetin nerde kalırdı..”

#16

“Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bir zaman cesaret etmediğin için ulaşamayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.”

#17

“Yorgun düştüğümüzde, çok uzun zaman önce fethettiğimiz düşünceler bize karşı saldırıya geçer..”

#18

“İnsan düşmanını dostundan daha kolay affediyor.”

#19

“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumda seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!”

Orkut Büyükkökten

Orkut Büyükkökten (6 Şubat 1975; Konya, Türkiye), Türk yazılım mühendisi.[1] Google’da çalışırken sosyal iletişim servisi Orkut’u geliştirmiştir. Fakat Orkut, Google tarafından Eylül 2014’te kullanıma kapatılmıştır.

Hello Orkut Büyükkökten 2015.jpg
Orkut Büyükkökten

Orkut’u, Google’ın çalışanlarına mesailerinin yaklaşık %20’sini özel ilgi alanlarında harcayabilme imkânı veren şirket politikasından yararlanarak geliştirmiştir. Lise eğitimini Konya Meram Anadolu Lisesi’nde, lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği bölümünde tamamlayan Büyükkökten, lisansüstü eğitimini de Stanford Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

Dünyaya Bakışınızı Değiştirecek 30 Çok Etkileyici Yakın Çekim Fotoğraf

Yanan bir orman gibi görünen insan gözü

Yanan bir orman gibi görünen insan gözü

Normal iğne ve bir arının iğnesi

Normal iğne ve bir arının iğnesi

Sakal teli.. Soldaki jiletle kesilmiş, sağdaki makinayla

Sakal teli.. Soldaki jiletle kesilmiş, sağdaki makinayla

44 Yaşındaki bir orangutanın yaşlanmış eli

44 Yaşındaki bir orangutanın yaşlanmış eli

20 Amerikan doları

20 Amerikan doları

Yağmurdan sonra uğur böceği

Yağmurdan sonra uğur böceği

Bir “Lama”nın Gözü

Bir "Lama"nın Gözü

Kedi dili

Kedi dili

Larvasını taşıyan karınca

Larvasını taşıyan karınca

Parmağınıza yapışan kum taneleri

Parmağınıza yapışan kum taneleri

Buz tutmuş cam

Buz tutmuş cam

İnsan gözü

İnsan gözü

Tavuskuşu tüyü

Tavuskuşu tüyü

Karınca ve su damlası

Karınca ve su damlası

İribaş (kurbağa yavrusu)

İribaş (kurbağa yavrusu)

Dişlerini temizleyen bir örümcek

Dişlerini temizleyen bir örümcek

Parmak izi

Parmak izi

Bir çeşit mantar sporu

Bir çeşit mantar sporu

Cırt cırt bant

Cırt cırt bant

Bir tür sinek

Bir tür sinek

Kar tanesi

Kar tanesi

Hindiba çiçeği (şu üflediğimiz)

Hindiba çiçeği (şu üflediğimiz)

Tütün

Tütün

Kelebek

Kelebek

Dolmakalem ucu

Dolmakalem ucu

Tuz ve Biber

Tuz ve Biber

Buz tutmuş cam

Buz tutmuş cam

Yeşil ağaç pitonu gözü

Yeşil ağaç pitonu gözü

Renkli lens

Renkli lens

LCD Ekran

LCD Ekran

Bülbül – Mehmet Akif ERSOY

-Basri Bey oğlumuza-

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?
0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın – kanadlandım mı – eb’âda;
Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
Ne husrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ’lerin, FATİH’lerin yurdu.
Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN’ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!
Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden YILDIRIM Hân’ın;
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN’ın!
Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)

[Safahât, Yedinci Kitap]

(*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız
hususiyle Bursa’ya dair elîm haberler geliyordu;
tetkikine de imkân yoktu.

İslamda Kadının Kocasına Karşı Cinsel Açıdan Vazifesi

İslamda kadın kocasına karşı cinsel açıdan sorumlumudur?Kadının kocasına cinsel açıdan karılık vermesi şartmıdır?Kocasının cinsel ihtiyaçlarına karşı gelmek günahmıdır?kadın cinsel açıdan kocasını reddetme hakkına sahipmidir?

İslam dininde her ferdin kendine,ailesine ve çevresine karşı sorumlulukları ve vazifeleri vardır.Her müslüman bu vazifeleri yerine getirmekle mükelleftir.İslam dini kadınada eşine karşı baz sorumluluklar yüklemiştir ki buda eşinin cinsel isteklerine karşılık vererek onu haramdan koruması ve ve dolayısıyla kendisininde haramdan kaçınmasıdır.

İslamda kadının hastalık gibi sıhhî, âdet ve lohusalık hali gibi dinî bir özrü olmaksızın, kocasının cinsel arzularına karşılık vermesi vaciptir.aksi taktirde günahkar olur.

Cinsel hayat, evlilik hayatının temeli ve yaşatıcı sebebi olduğu için, özellikle kadının cinsel görevini yapmaması, yapsa da sık sık engeller çıkarması açık bir zulüm; kesin bir haramdır.

Bu haramı delillendiren hadisleri sunmadan önce, kadının özellikle cinsellik bakımından kocası karşısındaki durumunu açıklayan hadislere yer vermekte fayda görüyoruz.

Sahâbi Huseyn b. Muhsan, anlatıyor. Teyzem bana şöyle dedi:
Bir iş için Allah’ın Resûlü’ne geldim.

– Ey kadıncağız! Kocan var mı? buyurdu. Ben de:

– Evet (var) dedim. (Daha sonra aramızda şu konuşma geçti).

– Kocanla aran nasıl?

– Âciz kaldığım hizmetleri dışında bütün gücümü kullanarak ona karşı vazifelerimi yerine getirmeye çalışıyorum (Yâ Resûlallah!)

-Kocanla ilişkilerini iyice bir gözden geçir bakalım. Zira o senin Cennet’in ve Cehennem’indir.2

Bu hadisden açıkça anlaşılmaktadır ki koca, mü’min kadının Cennet’e veya Cehennem’e girmesinin ana sebeplerindendir.

Kadının kocasını Cennet’e girmeye aracı kılabilmesi için yapması gereken görevlerinden biri ve başlıcası, onun cinsel arzularına saygı duymasıdır.

Bu gerçeği Allah’ın Resûlü şöyle açıklıyor:

Size Cennet’lik kadınlarınızı tanıtayım mı?
Onlar, kocalarına zulmettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığa uğratıldıkları zaman (bile kadınlık bilinciyle) kocalarına karşı:

-Seni hoşnut etmedikçe uyumayacağım diyebilen, kocalarına düşkün, doğurgan kadınlardır.3

Kocayı hoşnut etmeden uyumamayı Allah’ın Resûlü bir diğer hadislerinde “nefsi kocaya sunmadan uyumamak” olarak açıklamışlardır.4

Allah’ın Resûlü’nün bir hadislerine göre zikreden dil ve şükreden kalbin yanısıra sâhip olunabilecek üç büyük nimetten biri olan Müslüman kadının, cinsel bakımdan koca karşısındaki durumu budur.

Biz özenle seçip, özellikle sunduğumuz bu hadislerle Cennet’lik kadın olabilmek için kocanın cinsel arzularını önemsemenin yeter olduğunu ifade etmek istemiyoruz. Yalnızca cinsel bakımdan kocaya önem vermenin gerekliliğini açıklamaya çalışıyoruz.

Allah’a kulluğun gereği olarak ahlâkî değerleri ve kadınsı özellikleriyle kocasını mutlu etmeye çalışması gereken kadının, sebebsiz olarak kocasına kaşı cinsel direnişe geçmesi, onun arzularını basite alıp çiğnemeye kalkışması, onaylamadığı ilişkiyi tecavüz olarak nitelemesi, elbetteki büyük bir suç, azîm bir günahdır.

Şimdi bu suçluluğu-günahlılığı belgeleyen hadisleri sunalım.

• Kadının cinsel görevden kaçınmasını yasaklayan hadisler

“Kişi cinsel ilişkide bulunmak için karısını davet ettiği zaman, karısı ocak başında yemek pişirir olsa da kocasına icâbet etsin.”5
“…Canımın kudreti altında bulunduğu Allah’a yemin ederim ki kocasının (kocalık) hakkını ödemedikçe kadın Rabbinin hakkını ödemiş olamaz…”6
(Cinsel ilişkide bulunmak için) Kişi karısını yatağına çağırdığı zaman, (tıbbî veya dinî bir mazereti olmaksızın) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeble ona kırgın ve kızgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadının Allah’ın öfkesine uğramasını dilerler.7
“Dönünceye kadar sahibinden kaçan esirin (kölenin),kendisini istemeyenlere imamlık yapan kişinin ve bir de kendisine kırgınlığı ve kızgınlığı devam edip dururken kocasının cinsel arzularına karşı direten kadının…
Bu üç zümrenin namazı kulaklarını aşmaz; (Allah katına yükselip kabul olunmaz.)”8

Yukarıda sunduğumuz hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere karısının cinselliğinden yararlanmak, kocanın en tabîi hakkıdır. Bu hakkını kullanmasına yardımcı olmak da kadının en tabîî görevidir. Dinî ve tıbbî bir mazereti olmaksızın nedensiz olarak bu görevini yerine getirmeyen kadın; hem suçlu, hem de günahkârdır.9

Kadınlık görevinden kaçınan kadın suçludur!
Suçludur. Çünkü aile hayatının temeli ve nafaka almasının sebebi olan cinsel görevlerini yerine getirmeyerek, kocasının hakkına tecavüz etmektedir.

Bu tecâvüz bir suçtur. Suç olduğu içindir ki ceza gerekir. Aile mahremiyetini korumak için tazîr şeklindeki bu tür cezayı vermek ve uygulamak hakkı kocaya verildiğinden, koca flört ve zina yapan, kadınlık görevini yapmayan, üstelik saldırganlaşan karısını boşayabilir, terbiye etmek amacıyla yaralamayacak şekilde fiziksel etkiye maruz bırakabilir. Hiç şüphesiz bu bir görev olmayıp, yalnızca kullanılabilir bir izindir. Ayrıca kadına uyarı niteliğinde önce öğüt verilmesi, sonuç alınamaması halinde ise bir süre ev içinde cinsel yönden yalnızlığa itilmesi gerekir. İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre öğüt veremeyen ve arzularını dizginleyerek, yalnızlığa itemeyen kocanın dövmek hakkı yoktur. 10

Öğüt dinlemeyen ve ilgisizlikten etkilenmeyen görevini yapmaz kadın; yüzü, karnı ve üreme organına vurulmaksızın ve morartılmaksızın fiziksel etkiye uğratılmasından ötürü kocası aleyhine dava da açamaz. Çünkü koca yetkisini kullanmıştır.11

“Kişi karısını dövmesinden ötürü soruşturmaya marûz bırakılamaz”12 anlamındaki hadis bu tür dövülmeyi içine almaktadır.

“Allah’ın kadın kullarını dövmeyiniz” şeklindeki öğüt ve emir vermiş bulunmasına ve hayata boyunca hiçbir sebeble, hiçbir eşini dövmemiş olmasına rağmen Allah’ın Resûlü, cinsel nitelikli haklı gerekçelerle eşlerini döven sahâbileri onaylamamakla birlikte, kınamamıştır.

Aşağıda sunacağımız hadis bu husûsa açıklık getirici vasıftadır.

Ebu Saîd (r.a.) anlatıyor.
Bizler yanında bulunuyorken Allah’ın Resûlü’ne bir kadın geldi ve şöylece şikâyette bulundu:

– (Yâ Resûlallah!) Kocam Safvan b. Muattel namaz kıldığım zaman beni dövüyor. Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor. Sabah namazını da güneş doğduktan sonra kılıyor.

Allah’ın Resûlü huzûrunda bulunan Safvan’a karısının şikâyetlerine ne diyeceğini sordu. (Sorunca da) Safvan şöylece konuştu:

– Karımın “namaz kıldığım zaman beni dövüyor” demesi doğrudur. Ancak bir namazda iki (uzun) sûre okuyor, ben de onun böyle iki uzun sûre okumasını men ettim. (Ama söz geçiremedim).

Allah’ın Resûlü, Safvan’ın bu açıklaması üzerine şöyle buyurdu:

-Evet (okunan) bir (kısa) sûre de olsa namaz kılan her bir kişi için kâfi gelirdi.

Safvan cevablandırmaya devam ederek şöyle dedi:

– “Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor” şeklindeki şikâyeti de gerçektir.

(Yâ Resûlallah! Karım) Nâfile oruçlara devam edip gidiyor. Ben ise genç bir adamım, (üstelik gece çalışıyorum) sabredemiyorum.

Safvan’ın bu sözleri üzerine Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

– Kadın ancak kocası ile anlaşarak (nafile) oruç tutabilir.

– (Ya Resûlallah! Karımın) “Sabah namazını güneş doğduktan sonra kılıyor” şeklindeki şikâyetine gelince…

Ben sanâatkârım. Yaptığımız iş de geceleri yapılageliyor. (Geç yattığımız için de) neredeyse hemen hemen güneş doğmadan uyanamıyorum…

Safvan’ın bu beyanı üzerine ise Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

-Ya Safvan! Uyandığın zaman sabah namazını hemen kıl.13

Bu hadis, eşinin arzulu bekleşiyini bildiği halde namazını uzatıp duran ve kocası gece çalıştığı için gündüz arzulanacağı bilincinde olduğu halde oruca kalkan kadının mazur görülemeyeceğini göstermektedir. Ayrıca bu hadis, namaz ve oruç gibi ibâdetlerin, eşe ve işverene karşı görevlerin yapılmasına mani olmaması gereğine de işaret buyurmaktadır.

Kadınlık görevinden kaçınan kadın günahkârdır
Kocası arzuladığı zaman kadınlık görevlerini yerine getirmeyen kadın suçlu olduğu gibi, günahkârdır da. Çünkü o, kocaya meşru arzularında itâati emreden Allah’a ve O’nun Resûlü’ne karşı gelmekte, böylece haram işlemektedir.

Bunun içindir ki meleklerin bedduâsına uğramakta ve Allah’ın öfkesine marûz kalmaktadır.

Burada yeri gelmişken ifade edelim. Kadının kocasının arzularına değil karşı çıkması, -geldim, geliyorum, geleceğim- diyerek ertelemesi bile haramdır. Bu gibi davranışlar da kadını ilâhî la’net gölgesi altına sokar. Aşağıda sunacağımız hadis, bu gerçeği açıklamaktadır.

Allah’ın Resûlü:
-Allah erteleyen kadına la’net etsin, buyurdu ve erteleyen kadını, -geldim, geleceğim- diyerek kocasını oyalayan kadın olarak tarif etti.

“Erteleyen kadınlar kimlerdir Ey Allah’ın Peygamberi?” şeklinde bir soru üzerine Allah’ın Resûlü (sav) erteleyen kadınları şöylece de tarif buyurdu:

“Erteleyen kadınlar, kocaları tarafından arzulanıp istenen, fakat kocaları uyuyuncaya kadar onları bekletip oyalayanlardır.”14

Kadınlık görevlerini yapamayan kadın mazûr olabilir mi?
Kocasına karşı kadınlık görevlerini yapmak istemeyen kadının hem suçlu hem de günahkâr olacağına dâir yukarıda yaptığımız açıklamalar, bizi bir gerçeğin açıklamasına daha götürmektedir.

Genel olarak her kadının üstesinden gelebileceği kadınlık görevlerini îmanlı bir gönülle ve içtenlikle yapmak istemesine rağmen, ardı arkası kesilmeyen koca arzularına güç yetiremeyen kadın da suçlu ve günahkâr olur mu? Hiç şüphesiz hayır. Böyle bir kadının Allah katnda mazur olacağı muhakkakdır. Çünkü Allah, güç yetirilemeyenleri teklif etmez. Teklif etmeyecekleri için de sorumlu tutmaz.

Bu durumda kadını bunaltma gereği yoktur.

Yapılabilecek tek iş, sabırdır veya toplum şartlarının gerektirdiği ölçüler içinde ve İslâma göre de meşrû olacak şekilde gerekeni yapmaktır.

“Kadının Cinsel Görevinden Kaçınması” şeklindeki cinsel haram üzerindeki incelememizi bitirirken, feministler yanısıra her düşünürün ilgi duyacağı bir husûsu sualleştirip cevaplandırarak açıklayalım.

Kadının kocasının arzularına anında icâbet etmek mecburiyeti, bir mağdûriyet olarak değerlendirilemez mi?

Ailenin huzûru ve toplum ahlâkının korunması için kadına yüklenen bu görevin, onun mağdûriyeti anlamına gelemeyeceği açıktır. Eğer bu durum bir mağduriyet olarak değerlendirilirse, arzuları karşılanmadığı için tedirgin edilen, moral gücü zaafa uğratılan ve zinaya itilen erkeğin mağdûriyetini de kabul etmek lâzımdır.

Aslında ortada üzerinde durulacak bir mağdûriyet de yoktur. Çünkü insan her an cinsel ilişkide bulunabilen bir varlıktır. Bu sebeple tatlı sözlerle iltifat gören, gereğince ve arzuyla sevilen kadının, kocasının arzularına karşılık verirken mağdûr olacağı ileri sürülemez.

Cinsel ilişkiye başlama zamanının onayı alınmaksızın iradesi dışında belirlenmesinin bazı kadınlarda iç burukluğuna sebeb olacağı düşünülebilir. Ancak unutmamak lâzımdır ki ısrarla arzulanma ve sevilmenin onuru, bu burukluğu giderecek güçtedir. Kaldı ki ilişki için eşinin arzulu zamanlarını gözetmesi, Müslüman erkeğin dindarlık gereğidir.

1 Bakara 279.

2 Sırasıyla bkz. C. Sağir 2/94, 2/201.

1 Nûr 15.

2 Müsned 4/341.

3 Et-Metâlibül-Âliyetü Hn. 1577.

4 a.g.e. Hn. 1558. Bu ve benzeri hadîslerin asıl amacı, kocanın cinsel arzularını karşılamanın önemini vurgulamaktır.

5 Et-Tac 2/314.

6 İ. Mâce K. Nikâh b. 4 (Hn. 1853).

Bu ve benzeri hadislerin amacı kocanın cinsel arzularını karşılamanın önemini vurgulamaktır.

7 M.S. Müslim Hn. 830, C. Sağîr 1/25.

8 Tirmizî K. Salât, B. 266.

10 Nisa Sûresi’nin 34. âyeti yanısıra bak. Et-Teşrîûl-Cinai’l-İslâmî 1/524-5.

11 Kadınlık görevini yapmadığı için, açıklanan şartlar içinde karısını dövebilecek koca, bu hakkını ilişkiye zorlamak için kullanmamalı, terbiye etmek amacını gütmelidir. Zira dövülerek ilişkiye zorlanacak kadının tatmine erdirici bir eş olmayacağı açıktır.

Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü bizleri şöylece uyarmıştır:

“Hiçbiriniz günün sonunda ilişkiye gireceği karısını câriyesini döver gibi dövmeye kalkmasın.”

Hadis için bak. Buhâri 6/153.

12 S. Ebû Davûd K. Nikâh B. 43 (Hn. 2147). Hadis senedi yönüyle eleştirenlere göre dövme soruşturmaya uğratabilir..

13 M. Mesâbih Hn. 3269.

14 M. Zevâid 4/296, El-Metâlibül âliyetü 2/26-7.

15 İslâm bilginleri şu görüş çerçevesinde birleşmektedirler: Karısının ilişkiye arzulu zamanlarını gözeterek onu diğer bir erkeğe eğilimden korumak kocanın görevidir.

Bak. Kurtubî Bakara 228 (3/124), Feyzûl-Kadîr 1/100.

16 İ. Arabî Ahkâmül-Kur’ân 1/178, Kurtubî 3/106, Revâiül-Beyan 1/313.

17 Seyyid Sabık Fikhüs-Sünneti Cüz 7 sh. 122.

18 M. Zevâid 4/30

19 Mâide 8, Nisâ 129.

20 Buharî 6/153.

21 Bak. R. Sâlihin B. Tevbeti Hn. 9.