Herkes vejetaryen olsa ne olurdu?

Vejetaryen, bezelyeden dünya atlası

Diyetimizden eti tümüyle çıkarmak hem kendi sağlığımız hem de dünyanın iyiliği açısından önemli yararlar getirir; ama bunun milyonlarca insan açısından olumsuzlukları da olacaktır.

Herkes vejetaryenliği farklı nedenlerle seçer. Kimi hayvanların acı çekmesine son vermek için, kimi daha sağlıklı bir hayat sürmek için. Bazıları da sera gazı salınımını azaltıp dünyayı daha sürdürülebilir kılmak için.

Fakat herkes vejetaryenliği seçse dünyadaki milyonlarca insan açısından bunun ciddi zararları olacaktır.

Kolombiya Uluslararası Tropik Tarım Merkezi’nden Andrew Jarvis bunun aslında “iki farklı dünyanın hikâyesi olduğunu” söylüyor. “Gelişmiş ülkelerde vejetaryenlik çevre ve sağlık bakımından birçok yarar getirirken, gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk açısından olumsuz etkileri olacaktır.”

Jarvis ve diğer uzmanlar, et kullanımı bir anda sona erse bunun dünyayı nasıl etkileyebileceğini inceledi.

İklim değişikliği

Dünyada insan etkinliklerinin neden olduğu sera gazı salınımının dörtte biri ila üçte biri gıda üretiminden kaynaklanıyor. Bunun ise büyük çoğunluğu hayvancılığa dayanıyor. ABD’de dört kişilik ortalama bir ailenin tükettiği etten dolayı oluşan sera gazı, iki otomobilin çıkardığı gazdan daha fazladır; ancak küresel ısınma konusu tartışıldığında gündeme gelen sadece otomobillerdir, et değil.

Meyve sebze tezgahıVejetaryen beslenme ile dünyada her yıl 7 milyon ölüm engellenebilir.

 

Leeds Üniversitesi’nden gıda güvenliği uzmanı Tim Benton “Çoğu insan gıdanın iklim değişikliği üzerindeki etkilerini hesaba katmıyor” diyor. “Ama bugün biraz daha az et yense her şey çocuklarımız ve torunlarımız için çok daha iyi olabilir.”

Oxford Üniversitesi’nde araştırmacı Marco Springmann ise dünyanın ne kadar düzeleceğini öngörmek için bir bilgisayar modeli hazırladı. 2050’de herkesin vejetaryen olması halinde, gıda bağlantılı sera gazı salınımının yüzde 60 azalacağını ortaya koydu. Herkesin vegan olması halinde ise bu azalma yüzden 70’e kadar çıkabilir.

Biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi

Gıda üretimi, özellikle hayvan besiciliği, sera gazı salınımının asıl kaynaklarından biri olduğu kadar yeryüzündeki kara parçalarının otlağa dönüştürülmesi ve biyoçeşitliliğin azalması bakımından da önem taşıyor. Dünyada tarım topraklarının yüzde 68’i hayvan besiciliği amacıyla kullanılıyor.

Herkesin vejetaryen olması halinde bu meraların yüzde 80’i yeniden çayıra ve ormana dönüştürülerek karbon emilimi yoluyla iklim değişikliğini yavaşlatabilir.

Ayrıca sığır beslemek amacıyla mandaların sürülmesi ya da kurtların öldürülmesi gibi etkiler giderilmiş ve biyoçeşitlilik gelişmiş olur.

Şeker kamışı hasatıDünyada herkesin vejetaryen olması gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçileri olumsuz etkilerdi.

 

Geri kalan yüzde 10-20 oranındaki mera alanı ise gıda ürünleri yetiştirmede kullanılarak gıda üretimi artırılmış olur. Bu oran küçük görülse de etkisi büyük olacaktır. Zira bugün tarım alanı olarak kullanılan toprakların üçte birinde insanlar için değil hayvanlar için besin üretiliyor.

Fakat “inekleri topraktan uzaklaştırıp buraların kendiliğinden orman alanı olmasını bekleyemezsiniz” diyor Jarvis. Bu iş ciddi bir planlama ve yatırım gerektiriyor.

Alternatif geçim kaynakları

Ayrıca eskiden hayvan besiciliği ile geçinen insanların tarım, ormancılık ya da hayvan besisi olarak kullanılan tarım ürünlerinin artıklarından biyoenerji üretimi gibi yeni iş alanlarına geçişini sağlamak gerekiyor.

Bu yapılmadığı takdirde işsizlik toplumda büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

Dünyada 3,5 milyar geviş getiren besi hayvanı ile on milyarlarca tavuk var. Cambridge Üniversitesi’nden Ben Phalan’a göre, bunların ortadan kalkmasının büyük ekonomik etkileri olacaktır.

Fakat herkese alternatif bir iş bulmak da kolay değil. “Dünyanın belli bölgelerindeki insanlar için hayvansız yaşam o çevre koşulları bakımından imkansızdır” diyor Phalan. Örneğin, Moğollar ve Berberiler gibi göçer toplumlar açısından durum böyledir.

ŞarküteriEt tüketimine son verilmesinin ekonomik etkileri büyük olacaktır.

 

Ayrıca birçok toplumda etin kültürde önemli yeri vardır. “Eti tümüyle bırakmanın kültürel etkisi öyle büyüktür ki, bugüne kadar et tüketimini azaltma çabalarının sonuçsuz kalması bu yüzdendir” diyor Phalan.

Vejetaryenliğin sağlık üzerindeki etkisi de karma olacaktır. Springmann’ın bilgisayar modeli, herkes 2050’de vejetaryen olsa, kalp ve damar hastalıkları, diyabet, inme ve bazı kanserlerde azalma olacağı için ölüm oranlarında da yüzde 6-10 oranında düşüş öngörüyor.

Bunun yarısı et tüketimine son vermekten, geri kalanı da daha fazla miktarda meyve ve sebze yemek ve fazla kalori yüklemesi yapmamaktan kaynaklanıyor. Vejetaryenliğin dünya çapında her yıl 7 milyon, veganlığın ise 8 milyon ölümü engelleyeceği tahmin ediliyor.

Alternatif besin sorunu

Ayrıca beslenmeye bağlı hastalıklar azalacağı için dünya milli gelirinin yüzde 2-3’üne tekabül edecek ölçüde sağlık harcamalarından da tasarruf edilmesi bekleniyor.

Fakat etteki kalori başına besin miktarı tahıl ve pirinç gibi tarım ürünlerinden çok daha fazla olduğu için bu kaybı doğru alternatiflerle giderme sorununa da cevap bulmak gerekiyor. Dünyada yaklaşık iki milyar insanın yetersiz beslendiği bir durumda bu sorun büyük önem taşıyor. Aksi halde, gelişmekte olan ülkelerde sağlık krizi baş gösterebilir.

Neyse ki et tüketimini azaltmanın yararlarını görmek ve olumsuzlukları sınırlamak için bütün dünyanın vejetaryen olması gerekmiyor.

ŞarküteriEn etkili planlar bile herkese alternatif geçim kaynakları sunma konusunda yetersiz olabilir.

 

Eti daha az miktarda ve daha az sıklıkta yemek yetecektir. Bir araştırmaya göre, sadece Dünya Sağlık Örgütü’nün beslenme tavsiyelerine uymak yoluyla İngiltere’deki sera gazı salınımı yüzde 17 azaltılabilir. Hayvan ürünleri ve işlenmiş atıştırmalıklardan kaçınma halinde bu oran yüzde 40’a kadar çıkabiliyor.

Etkili yöntemler

“Bunlar tüketicinin pek farkına bile varmayacağı türden beslenme değişiklikleri; sadece biraz daha az miktarda et yemiş olacaklar” diyor Jarvis. “Ya bu ya da şu, ya vejetaryen ya da etobur olma sorunu değil.”

Springmann ise et fiyatını artırmak, sebze ve meyvenin fiyatında indirim yapmak gibi bazı yöntemlerle insanları daha sağlıklı ve çevre dostu besin tercihlerine yönlendirmenin mümkün olduğunu söylüyor.

Ayrıca gıda israfı, aşırı yeme gibi sorunlar giderilerek besinlerin daha etkin kullanımı sağlanabilir. Aldığımız kalorinin sadece yarısını etkili kullanıyoruz bugün.

Tarım ve hayvancılık yöntemlerinde yapılacak ufak değişikliklerle etkinlik ve verimlilik artacağı gibi bu sektörden geçinenlerin gelir kaybı da olmayacaktır.

Aslında hayvancılık nedeniyle oluşan sera gazı salınımını azaltmanın birçok yolu var. Yeter ki bu değişiklikleri uygulayacak irade olsun.

About these ads

Su alerjisi olan kadın: İnsan vücudu suya neden tepki gösterir?

alerjik tepki

Su ürtikeri olan insanların her günü bir çuval dolusu ısırgan otunun içine düşme duygusu ve saman nezlesi belirtileriyle geçiyor.

Rachel’ın suya karşı alerjisi var. Su içtiğinde boğazı yanıyor. Parmağını suya değdirdiğinde büyük bir acı duyuyor. Başkasını ferahlatan su, onun için bir kâbus oluyor.

Kendi teri bile saatlerce süren kaşıntı, kabarıklık ve acıya neden oluyor. Ama bu acı karşısında ağlayamıyor bile. “Çok kötü, ama ağlarsam yüzüm şişiyor” diyor Rachel.

‘Su ürtikeri’ olarak bilinen bu rahatsızlıktan mustarip olanların her günü bir çuval dolusu ısırgan otunun içine düşme duygusu ve saman nezlesi belirtileriyle geçiyor.

Su hayatın kaynağı olduğuna ve insan vücudunun yüzde 60’ını oluşturduğuna göre su alerjisi olanlar yaşamlarını nasıl sürdürebiliyor?

Bu kişilerde vücudun içindeki su sorun olmuyor. Fakat cildin suyla teması alerjik tepkiye neden oluyor.

Su ürtikeri

Su ürtikeri bilim insanlarını da şaşırtan bir olgu. Kimileri bunu, derinin yüzeyindeki ölü deri tabakasındaki kimyasalların su ile çözülüp derinin daha içlerine nüfuz etmesi üzerine bağışıklık sisteminin tepki vermesine bağlıyor.

Almanya’daki Avrupa Alerji Merkezi Vakfı (ECARF) kurucusu dermatolog Marcus Maurer, nedeni ne olursa olsun bu rahatsızlığın büyük bir sorun olduğunu söylüyor. “40 yıldır ürtikerle yaşayan, her sabah kabarcık ve ödemlerle uyanan hastalar var. Yaşam kalitesine etkisi bakımından en kötü cilt hastalıklarından biri” diyor.

suSuyun bazı insanlarda alerjik reaksiyonlara yol açmasının nedeni uzun zamandır araştırılıyor.

 

Rachel’a teşhis 12 yaşındayken konmuş. Günlük işlerini bakıcılığını da üstlenen kocası yapıyor. Yağmurlu günlerde dışarı çıkamıyor. Haftada bir banyo yapıyor. Terlememek için egzersizden kaçınıyor. Vücudu daha az tepki verdiği için su yerine süt içiyor.

Anti-histamin tedavisi

Hastalığın nedeni bilinmediği için tedavi olanakları da sınırlı. Bugünkü tedavi yüksek dozda anti-histamin içeriyor.

Rahatsızlığın belirtileri, derideki mast hücreleri olarak da bilinen bağışıklık hücrelerinin tahrik edici histamin proteinleri salgılamasıyla ortaya çıkıyor. Bağışıklık sistemi normal çalıştığında, histaminler kan damarlarını geçirgen hale getirerek akyuvarların vücuda giren yabancı maddelere saldırmasını kolaylaştırarak yararlı bir işlev görür. Fakat su ürtikerinde bunlar sadece yan etkilere, ödemlerin oluşmasına neden olur.

Teorik olarak anti-histaminlerin her defasında işe yarıyor olması gerekirken pratikte bu ilaçlar karma sonuç veriyor.

2008’e kadar sadece anti-histaminler kullanılıyordu. Bu sırada Maurer ve ECARF’taki ekibi, sorunun alerjiden sorumlu IgE antikorundan kaynaklı olabileceği, “dışarıdan bir şeye tepki vermek yerine, kendi içindeki şeye karşı IgE ürettikleri” fikri üzerinde durdu.

Yeni tedavi umudu

Bunun üzerine IgE antikorunu bloke eden ve hâlihazırda astıma karşı kullanılanomalizumab adlı etkin madde tedavide kullanılmaya başlandı.

su altında yüzen kadın

Bu güvenli ve etkili bir tedavi. Fakat bu ilacın ürtiker tedavisinde etkisi henüz geniş klinik deneylerle kanıtlanmış olmadığı için prospektüsünde belirtilmiyor. Bu nedenle sigorta şirketleri ya da devlet hastaneleri ilaç için ödeme yapmıyor.

Rachel 2014’te Berlin’deki alerji merkezine gittiğinde omalizumab tedavisi öngörülmüş, fakat bunun aylık masrafının bin euroyu bulacağı söylenmişti.

Deney sorunu

Su ürtikeri 230 milyonda bir görülen bir hastalık olduğu için klinik deneylerde kullanacak yeterli sayıda hasta bulması kolay değil. Dünyada sadece 32 su ürtikeri hastası olduğu tahmin ediliyor.

Ayrıca ilacın patent hakkı yakında sona ereceği için üretici firma Novartis’i yeni bir klinik deneye yatırım konusunda ikna etmesi oldukça zor. Astım için Xolair adlı ilacı üreten firma, su ürtikeri için tedavi geliştirme niyetinde olmadığını açıkladı.

Bu esrarengiz hastalıkla ilgili on yıllardır devam eden araştırmalar şimdi de bilime değil ekonomik sorunlara takılmış oldu.

Kadınların Orgazma Ulaştıkları Anda Çekilen 13 Fotoğraf ve Orgazm Hakkında İlginç Bilgiler

Sıradan fotoğrafçılara ve çektikleri fotoğraflara yeteri kadar aşina olduğumuz yadsınamaz bir gerçek, ne dersiniz?

Bizlerle aynı düşünceye sahip olan fotoğrafçı Albert Pocej, sıradanlığın çok ötesine geçmeyi amaçlamış ve çektiği fotoğraflarla bunu fazlasıyla da başarmış sanki…

Biz de bu fotoğraflar üzerinden kadınların yaşadığı orgazm ile alakalı pek de bilinmeyen bilgileri vermeyi uygun bulduk.

Buyurun içeriğimize…

1. Laura.

Laura.

Ön sevişmeyi ne kadar uzun tutarsanız, o kadar kan akışınız hızlanır ve bu da sizi daha hassas yapar. Bir kadının tam anlamıyla tahrik olması için ortalama 10-20 dk ön sevişme gereklidir.

2. Monika.

Monika.

Sex Uzmanı Dr. Leanna Wolfte “Birçok kadın, olayı sadece vajinal seks ile tek başına bitirmeyi zor buluyor. Çünkü bu aşırı hassas klitorisi uyandırmada pek de yeterli değil.” diyor. 

Ona göre bu sorunun çözümü ise basit: Oral seks.

3. Agne.

Agne.

Ortalama bir orgazm 20 saniye sürüyor ve bu süre boyunca yaklaşık her bir 0.08 saniyede ritmik kasılmalar yaşarsınız ve bu kasılmaları boş zamanlarınızda Kegel egzersizlerini yaparak güçlendirebilirsiniz.

4. Breta.

Breta.

Garip ama gerçek: Çocuk doğurmak aniden bir orgazm başlatabilir. Ama bu durum, olayı sadece garip bir doğum odasına doğru götürmekten ziyade bir şeye yaramayabilir 😀

5. Laura.

Laura.

Diğer bir garip orgazm haberi de, orgazmı zihinsel olarak başlatmanın mümkün olduğu.Seks Terapisti Gine Ogden “Bu bir nefes alıp verme, fantezi; kendi kendinize odaklanmanız için izin vermenizin bir kombinasyonudur.” diyor.

6. Muza.

Muza.

Görünüşe göre; seks sırasında sesinizi kontrol etmek muhteşem bir orgazm için anahtar olabilir. Tantrik sekste, tiz sesler yapmak sekssel enerjiyi göğsünüze, boğazınıza ve kafanıza getirirken; pez sesler çıkarmak onları aşağıya, yani cinsel organa getirir.

Bütün vücut orgazmı için sesinizi yükseltin…

7. Egle.

Egle.

Araştırmalar, kadınların %60’ının yatakta Oscarlık bir performans sergilediğini gösteriyor.  Kısacası orgazm konusunda rol yapıyorlar.

Garip olan ise erkeklerin %59’unun, bu yalanın farkında olması…

8. Loreta.

Loreta.

Bir araştırmaya göre, partneri ile duygusal bir ilişkisi olan kadınlar, öylesine seks yapan kadınlara göre seks sırasında daha yüksek oranda orgazm olmaya meyilliler.

9. Renata.

Renata.

Araştırmaya göre, aşırı stresli olan kadınlar, daha az stresli olan kadınlardan nazaran, fiziksel olarak daha az uyarılma seviyesine sahipler.

10. Sandra.

Sandra.

Yaklaşık olarak kadınların % 10-15 i anorgazmik; yani fiziksel olarak orgazmolamıyorlar.

11. Neringa.

Neringa.

Doggie-Style kadınlar için de en iyi orgazm pozisyonlarından birisidir. Nedeni ise basit. Bu pozisyon, G noktasını (vajinal duvarların içindeki aşırı hassas bir nokta) uyarır; ve elbette klitorisi.

12. Giedre.

Giedre.

Amerikan Tıp Dergisindeki bir araştırmaya göre, 80 ila 99 yaş arasındaki kadınlar ilişki esnasında, kendilerinden daha genç kadınlardan daha fazla tatmin oldular.

13. Simona.

Simona.

Orgazm sonrasında neden çenenizin düştüğünü hiç merak ettiniz mi? Nedeni, orgazm sonrası beyninizin salgıladığı -mutluluk hormonu- oksitosin hormonu.

Geçirdiğiniz Hastalıklara Neden Olduğunu Muhtemelen Bilmediğiniz 35 Ruhsal Sebep

Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri (1994). Louise L. Hay

Bedenimiz canlı mı, ne dersiniz?

Zihinsel anlamda yaşadığımız sorunlar, moralimizin bozulması, sinir harpleri ya da odaklanma sorunları… Bunlar sadece ruhumuzu mu yıpratır yoksa bedenimize de zarar verirler mi?

Şunu unutmayın ki içsel anlamda yaşadığınız mutsuzluk ve huzursuzluk gibi problemler, sadece ruhsal anlamda değil, bedensel olarak da sağlıksız olmanıza neden olur.

Kısacası, günlük hayatta karşılaştığımız küçük ya da büyük ölçekli yaralanmalar, kazalar, bereler de bizlere bedenimizin bir şekilde şikayetlenmesidir.

İşte günlük hayatta en çok karşılaştığımız sağlık sorunları ile alakalı bilmeniz gerekenler ve bedeninizin size söylemek istedikleri…

1. Alerjiler

Alerjiler

Kime karşı alerjiniz var. Kendi gücünü yâdsıma, (eğer ki biriyle anlaşamadığınızı düşünüyorsanız ve bunu ciddi bir sorun haline getirmişseniz, vücut kendini devreye sokar ve bu işin ne kadar ciddi olduğunu size gösterir)

2. İştahsızlık

İştahsızlık

Kendi hayatından vazgeçme. Aşırı korku, kendinden nefret etme, kendini reddetme. (Eğer ki hayata karşı büyük korkularınız varsa, bir de kendinizden hoşnut değilseniz iştahınızın kesilmesi hiç de olasılık dışı bir olay olmayacaktır)

3. Aşırı Kilo

Aşırı Kilo

Hayattan korkma. İncinme, aşağılanma, eleştiri veya cinsellikten korunma ihtiyacı duyma, duygulardan kaçmak güvensizlik. Doyum arama.

4. Ateş

Ateş

Yakıcı öfke. (Eğer ki öfkeyi hep uç noktalarda yaşayanlardansanız, bol bol hasta olmanız ve ateşlenmeniz gayet normaldir)

5. Baş Ağrısı

Baş Ağrısı

Kendini eleştirme, korku. Kendini muteber görmeme.

6. Baş dönmesi

Baş dönmesi

Kararsız, dağınık düşünme. Dikkatle bakıp görmeyi reddetme.

7. Arpacık

Arpacık

Yaşama öfkeli gözlerle bakma. Birisine kızgınlık duyma. (eğer sabit birine sürekli öfkeleniyorsanız, gözleriniz onun güzel yönlerini asla görmeyecektir. Hangi gözünüzde arpacık çıktığı önemlidir. Sağ ise; erkek enerji, sol ise; dişi enerjidir.)

8. Bayılma

Bayılma

Korku. Başa çıkamayıp bırakma. Geçici olarak bilincini yitirmek.

9. Unutkanlık

Unutkanlık

Korku, hayattan kaçış. Kendine sahip çıkamama.

10. Beyaz Saç

Beyaz Saç

Gerilim. Baskı altında olduğuna, fazla zorlandığına inanma.

11. Boğaz Ağrısı

Boğaz Ağrısı

Kendini, kendi cümleleriyle ifade edememek. Yaratıcılığın kısıtlanması. (lütfen takip edin, ne zaman ki bir şeye kızıp söyleyemezseniz, kendi düşüncelerinizi kelimelere dökemezseniz ardından boğazınızın ağrıması gayet normaldir. Kronik boğaz ağrıları olan insanlar kendilerini ifade edemeyen ve hep içine atan insanlardır)

12. Bademcik İltihabı

Bademcik İltihabı

Korku, bastırılmış duygular. Boğulmuş yaratıcılık, yapmak istediği şeyi yapamama.

13. Boyun ağrısı

Boyun ağrısı

Hayata bakış açısından esnek olamamak. İnatçılık. (Eğer hayata esnek bakamayanlardan, hep tek yönden bakanlardansanız boynunuzun ağrıması, tutulması gayet normaldir)

14. Bronşit

Bronşit

Huzursuz bir aile ortamı. Tartışmalar ve bağrışma. Bazen sessiz sürtüşmeler.

15. Burun akıntısı

Burun akıntısı

İçsel ağlama, içsel feryat. Yardım isteme.

16. Burun Kanaması

Burun Kanaması

Tanınma, kabul edilme ihtiyacı hissetme. Sevgi isteme. Umursanmadığını hissetme.

17. Burun Tıkanıklığı

Burun Tıkanıklığı

Kendi değerini kabullenememe.

18. Diş eti Kanaması

Diş eti Kanaması

Hayatında verdiği kararlardan memnun olmama.

19. Egzama

Egzama

Soluk kesici kin. Zihinsel patlamalar.

20. Gastrit

Gastrit

Süregelen belirsizlik. Kötü beklentiler. Kaygılanma.

21. Hazımsızlık

Hazımsızlık

Korku, endişe, dehşet hissetme, sızlanma ve homurdanma.

22. İshal

İshal

Korku, reddetme, kaçış.

23. Kekemelik

Kekemelik

Güvensizlik, kendini ifade eksikliği. Ağlamasına izin verilmemiş olmak. (Çocukluğunda konuşmasına izin verilmemiş, hep susturulmuş bir insanın kekelemeden konuşmasını beklemek biraz zor.)

24. Kesikler

Kesikler

Kendi kurallarınıza uymadığınız için kendi kendinizi cezalandırma.

25. Kistler

Kistler

Eski acı veren bir filmi oynatıp durma,. Yaraları besleme.  (eğer ki sürekli geçmişte yaşayan bir insansanız, o geçmişinizin bağlı olduğu üzüntüyü temsil eden organınızda kist görülebilir)

26. Kulak Çınlaması

Kulak Çınlaması

Dinlemeyi reddetme. İç sesini işitmeme, inatçılık.

27. Kulak Ağrısı

Kulak Ağrısı

Öfke. İşitmek istememe. Tartışan ana baba.

28. Kusmak

Kusmak

Konuşamayacak kadar çok kızmış olmak. Çekinmeden, açıkça söylemekten korkmak. Otoriteye içerlemek.

29. Migren

Migren

Kusursuz olma isteğiyle kendi üzerinde aşırı baskı yaratma. Çok fazla bastırılmış öfke. Hayatın akışına direnme. Cinsel korkular.

30. Mide Rahatsızlıkları

Mide Rahatsızlıkları

Büyük korku, dehşet. Yeniden korkmak, Yeniyi özümseyememe.

31. Ülser

Ülser

Korku, yeterince iyi olmadığına inanmak. Birilerini hoşnut etmeye can atmak.

32. Öksürük

Öksürük

Dünyaya bağırma arzusu. “Beni dinleyin, beni görün” haykırışı.

33. Sırt Ağrıları

Sırt Ağrıları

Hayattan maddi manevi destek talebi.  Alt sırt: Para konusunda korku, mali destek istemek. Orta sırt: Suçluluk duygusu. Üst sırt: Duygusal olarak destek arayışı. Sevilmediğini hissetmek. Bu yüzden kendini sevmemek.

34. Yaralanmalar

Yaralanmalar

Kendine kızma. Öfkeyle için için yanma. (Genelde öfkeli olduğumuz zamanlarda bedenimizi bir şekilde yaralarız)

35. Yatağı Islatmak

Yatağı Islatmak

Ana-babadan (özellikle babadan) korkmak. Fiziksel olarak ya da ruhsal olarak korku.

Kaynak: Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri (1994). Louise L. Hay. Akaşa Yayınları.

En büyük anaerkil toplum nasıl yaşıyor?

Minangkabau anaerkil kadınları

Batı Sumatra’nın dağlık kesimlerinde erkekler evli oldukları kadınların evinde misafir olarak görülür.

Kadınlar yönetiyor

Endonezya’nın Batı Sumatra bölgesinin dağlık kesimlerinde Minangkabau etnik grubu dünyanın en büyük anaerkil toplumu.

Efsaneye göre, Koto Batu krallığını kuran Maharajo Dirajo 12. yüzyıl ortalarında öldüğünde üç karısından üç küçük oğlu vardı. İlk karısı Puti Indo Jalito çocukların bakımını ve krallık yönetimini üstlenerek anaerkil toplumun tohumunu attı.

Batı Sumatra çeltik tarlaları

Her şey kadınlara ait

Bu eşsiz ve karmaşık toplumsal düzende, miras kızlara kalır. Çocuklar annelerinin soyadını alır; erkekler ise karılarının evine taşınır ve misafir olarak görülür.

Batı Sumatra'nın anaerkil Müslüman kadınları

Farklı dinler

Minanglar eskiden animistmiş, doğaya taparlarmış. Daha sonra Hindistan’dan gelen Hinduizm ve Budizm etkili olmuş. Anaerkil kültüre rağmen Minanglar ayrıca ataerkil İslam’ı da benimsemişler.

Minangkabau düğünü

Kayınvalidenin evi

İslami kurallara göre yeni evlenen kadın kocasının evine taşınması gerekirken Minanglarda damat kadının evine taşınır ve onun ailesiyle birlikte yaşar. Başlık parasını damadın eğitim ve meslek durumuna göre gelinin ailesi belirler.

Minangkabau düğünü

Düğün

Düğün günü damat evinden alınarak tören için gelinin evine getirilir. Burada İslami kurallara göre nikâh kıyılır. Geleneksel müzik aletleri eşliğinde kadınlı erkekli danslarla damat karşılanır.

Minangkabau düğünü

Damada hediye

Gelinin ailesi geleneksel kıyafetlerini giyerek damada verilmek üzere başlarında para, yiyecek ve hediye taşır.

Batı Sumatra'da Minangkabau erkekleri

Eşitlikçi yaklaşım

Minang kadınları evlenince sosyal ve ekonomik imtiyazlar kazanır. Ev halkı ve varlığı yaşlı kadınların idaresi altındadır. Evin reisi olarak toprak mülkiyeti ve akrabalık ilişkileri onlardan sorulur, anlaşmazlıkları çözmede, evlilik ilişkilerinde ve törensel olaylarda önemli rolleri vardır.

Minang erkeklerinin ise eve düzenli gelir getirecek bir iş yapması ve çocukların masrafını karşılaması beklenir. Çoğu iş bulmak için köylerinden ayrılır ve arada bir eve uğrar. Döndüklerinde evin idaresi konusunda söz hakları yoktur.

Minangkabau gelini

Muzaffer manda

Efsaneye göre, Java’daki Majapahit imparatorluğu kralı Minangkabau’lara savaş ilan ettiğinde Sumatra kralı savaş yerine manda dövüşü önermiş. Minangkabau’ların mandası diğerini boynuzlayarak öldürmüş.

Krallığın adı bu efsaneye dayandırılıyor. Zira ‘Minang’ muzaffer, ‘kabau’ ise su mandası anlamına geliyor. Evlerin çatılarının ve kadınların geleneksel başlıklarının boynuz şeklinde olmasının nedeni de bu.

Minangkabau bayrağı

Gururun renkleri

Bu anaerkil toplumun çöküşü uzun zamandır beklenen bir şey olsa da Minanglar geleneklerini gururla sürdürmeye ve zamana karşı direnmeye devam ediyor.

Minangkabau’ların siyah-sarı-kırmızı renkli bayrakları bu dağlık bölgedeki üç ayrı diyarın özelliklerini temsil ediyor: asilik, cesaret ve kültür ve geleneğin kaynağı.

Peynirin gizemli dünyası

Binlerce yıldır sofralarımızı süsleyen peynirin aslında bakteri ve mantarların inşa ettiği bir mikroorganizmalar kalesi olduğunu biliyor muydunuz?

Peynirin ilk ortaya çıkış amacı, kısa sürede bozulan sütün ömrünü ve kullanım süresini uzatmaktı. Bugün ise sayısız çeşidiyle tat ve besin dünyamızda önemli bir yere sahip. Altın tozu serpiştirilmiş Stilton peyniri, Sardinya adasına özgü kurtlu peynire kadar değişik çeşitleri var. Hatta bazıları koltuk altı ve ayak parmakları arasındaki bakterileri peynir yapımında kullanmayı bile deniyor.

Fakat mikroorganizmaların kalesi olan peynirin kıymetini bilmek için uzman peynir tadımcısı olmanız gerekmiyor. Bakteri ve mantarların inşa ettiği bu kalelerin yapısı da içinde yaşayan canlıların özelliklerine göre farklılık gösteriyor.

Bakteri inşaatı, sütü asidik hale getirmek için laktobasil ya da streptokokkatılmasıyla başlıyor. Daha sonra eklenen bir enzim süt proteinlerini parçalıyor. Böylece proteinler sütteki yağı da yanlarına alarak topak haline geliyor, yani halk arasındaki deyimle süt kesiliyor. Peynir yapmak için bu topaklar toplanıyor ve süzülmesi için üzerine bir ağırlık konarak beklemeye bırakılıyor.

Küf mantarı işbaşında

İşte bu bekleme sırasında diğer mikroplar kendi özelliklerini peynire aşılamaya başlıyor. Örneğin ünlü Rokfor peynirine camgöbeği renkli küflü dokuları kazandıran şey, Fransa’daki mağaralarda bulunan ve Penicillium roqueforti adı verilen bir mantardır. Bu peynir, küflenmesi için mağaralarda bekletilir. Fakat dünyanın başka yerlerinde de bu mantar dışarıdan eklenerek benzer peynirler üretilebiliyor.

P. roqueforti oldukça hassas bir organizma. Havaya ihtiyacı vardır, ama fazla oksijen ölmesine yol açar. Peynir üreticileri bu peynir kalıbına metal çubuklar sokarak delikler açıp mantarın üremesi için uygun ortam hazırlar. Küf yerleşmeye başlarken peynirdeki yağı yağ asitlerine ve metil ketonlara dönüştürür; peynirdeki o sabunumsu tadı ve belirgin kokuyu veren budur. Bu küf farelere verildiğinde yaşamsal organlarına zarar veren toksinler ürettiği görülmüştür. Fakat peynirin yarattığı ortamda bu maddeler parçalanarak zararsız hale gelir.

Kamembert gibi tutkalımsı peynirler ise tam bir küf ürünüdür. Penicillium camemberti adı verilen mantarlar peynirin dış tabakasını üs edinir ama ürettiği enzimlerin yol açtığı zincirleme reaksiyon peynirin içine kadar işler. Sütteki laktik asit tuzunu sindirerek peynirin dışını içinden daha asidik hale getirir ve böylece kalsiyum fosfat iyonları yüzeye doğru çıkar. Bu iyon hareketi peynirin içini yumuşatır. Dışında ise daha fazla protein sindirimi amonyak üretilmesine neden olur. Kamembert peynirine kendine özgü kokuyu veren işte budur.

Ayak kokulu peynir

Epoisses ya da Limburger gibi olgunlaşma sürecinde birçok kez tuzlu suyla yıkanan kabuklu peynirler ise Brevibakteri linen adı verilen bakterilere ev sahipliği ediyor. Bunların yaydığı butrik asit ve izovalerik asit gibi moleküller üreterek peynire “ayak kokusu” havası veriyor. Ayaktaki kokuya neden olan da aslında aynı bakteri.

Bir tür kaşar peyniri olan çedar peynirleri ise bekleme sürecinin başında eklenenlaktobasil bakterisi ile özgün tadını ve kokusunu kazanan bir peynir. Birçok farklı tat ve kokuyu barındırırlar. Peynirle ilgili özel bir terminoloji de oluşmuştur aslında. 2001’de yapılan bir araştırmada, 240 çedar peynirini tadan bir uzmanlar ekibi peynirlerin tadını sınıflandırmak için 27 farklı kelime kullanmıştır.

Yüzyıllar boyunca peynir üzerinde denenen farklı yöntemler bize bugünkü geniş yelpazeyi sağladı. Bilim insanları peynirin olgunlaşma sürecinde rol alan mikropları ve becerilerini anlamaya çalışıyor. Bu süreçle ilgili bilgimiz arttıkça peynirlerin dünyası giderek daha ilginç hale geliyor. Bir dahaki sefere peynir dilimlediğinizde onun oluşumunda rol alan mikropların katkısını düşünün.

Uçakta nereye oturmalı?

Uçak kabini

Eski bir hostes uçaktaki en rahat ve güvenli koltukların hangileri olduğunu, en iyi servis almanın yollarını anlatıyor.

Uçak koltukları eskiye göre oldukça gelişti. İlk koltuklar hasırdandı. Ama hostesler bugün de çok şikayet dinlerler. Yerinin değiştirilmesini isteyen yolcular vardır. Peki uçaktaki bazı koltuklar diğerlerinden daha mı rahattır?

Ticari uçaklardaki her ayrıntı düşünülerek belirlenmiştir. Örneğin koltukların rengi için mavi tonların seçilmesi bu rengin genel olarak sakinleştirici etkisinden dolayıdır.

En rahat koltuk

Ekonomi sınıfındaki ucuz biletler için ayrılmış koltukların çoğunda da yolcuların rahat oturması için bazı düzenlemeler yapılmıştır; koltuğun hafif yatması, bacakları uzatmak için alan ve kafayı yaslayacak yastık vb.

Birinci sınıf koltuklarda ise iş daha geniş ve rahat koltukları çoktan aşmış, koltuklar tam yatar hale gelmiştir artık.

Uçakta oturacağınız koltuğu seçerken dikkat edilmesi gereken birkaç şeyi Cheapflights seyahat sitesi müdürü Andrew Shelton şöyle özetliyor:

Çıkış olarak belirlenen kapıların önündeki koltuklar ile en arkadaki koltuklar geriye doğru yatmaz. Çıkışın arkasındaki koltuklarda ise pencereler olmasını istediğiniz yerde değildir.

Mutfak bölümüne yakın koltuklar sessiz bir yolculuk için ideal değildir. Hostesler yiyecek ve içecekleri burada hazırladığı gibi, herhangi bir görevlerinin olmadığı zamanlarda da genelde burada bir araya gelirler.

Uçakta oturan yolcular

Başüstü dolaplarında yer bulmak

Arka koltukların, uçaktan inerken biraz bekleme ve hava türbülanslarında sarsılma gibi dezavantajları olsa da, uçağın arkası daha az kalabalık olduğundan el bagajını koyacak yer bulması daha kolaydır.

Birçok havayolu, uçağın arkasında oturan yolcuları daha önce içeri alır. Yani siz bindiğinizde başüstü dolapları hala boştur.

Hangi koltuklar daha güvenli?

Amerikan Federal Havacılık İdaresi’nin verilerini inceleyen Time Dergisi, son 35 yılın kaza raporlarına bakarak uçağın arkasındaki orta koltukların kaza sırasında daha iyi sonuç verdiğini belirtiyor. Ama bunun garantisi yok elbette.

Aslında kaza sırasında hayatta kalmak veya yaralanmaktan korunmak için iyi ya da kötü koltuk diye bir şey yoktur. Uçak kazaları ender olduğu gibi her kaza farklıdır.

Acil durum anında acil çıkışa ne kadar yakınsanız uçaktan o kadar erken inersiniz. Ama tam da çıkışta oturmak farklı bir durumdur.

uçak acil çıkış kapısı

Acil durumda çıkış kapısındaki koltuklar

Çıkışa yakın olmak bazı yolcuların hızla uçaktan çıkmasını sağlayacaktır. Ama acil çıkışta pencere kenarında oturanların herhangi bir acil durumda yolcuların çıkmasına yardım etmesi gerekebilir.

Uçağın tipi, acil durumun ne olduğu ve hosteslerin ihtiyaçlarına bağlı olarak bazı yolculardan acil çıkış penceresini açmaları ve diğer yolcuların çıkmasına ya da acil iniş kaydırağından inip aşağıda onların inmesine yardımcı olmaları istenebilir.

Yandaki koltuğun boş kalması için

Uçakta yolcular genellikle birbirinden mümkün olduğunda uzak oturmak ister. Uçağın arkasındaki koltuklar en son seçilenler olur.

Eğer biraz sarsıntıyı göze alıyorsanız ve yoğun bir sezon değilse arka koltuklarda yanınızdaki koltuk boş kalacak şekilde oturabilirsiniz.

Uçaktan en çabuk inmek için

Kısa sürede bağlantılı bir uçuşa yetişmeniz gerekiyorsa nereye oturmalısınız? Belli ki uçağın ön kısmında oturuyorsanız inmeniz daha hızlı olur. Bunun için önde oturan yolcularla yer değiştirebilirsiniz. Ama bazen bunu yapmak istemeyenler, ya da karşılığında bir şey almak isteyenler çıkabilir.

Uçakta birinci sınıf koltukImage copyrightTHİNKSTOCK

Eğer arkadaki başüstü dolaplarına eşya koymamışsanız, önde oturan yolcuya sadece inişe geçtiğinizde yer değiştirme önerisini getirebilirsiniz.

Kulak ağrısı önlenebilir mi?

Uçuş sırasında kabindeki basınç nedeniyle bazı yolcular kulak ağrısı yaşayabilir. Ama uçağın her yerinde aynı basınç olduğundan oturduğunuz yer bu ağrıyı etkilemeyecektir.

Yemeği erken almak için

Yemek servisi genellikle önde başlar. Fakat bazı havayolları uçuşun yönüne göre farklı bir yöntem izleyebilir. Bazı havayolları vejetaryen, etli, glütensiz ya da çocuklar için özel yemekleri önceden seçme olanağı sunabilir.

Servis önde başlamışsa arkada oturmanın dezavantajlarına bir yenisi daha eklenmiş olur. Size gelinceye kadar bazı gözde yemekler tükenmiş olabilir.

yemek servisi yapan hostesImage copyrightALAMY

Uçağın orta kısımlarında oturanlara çabuk servis yapılması gibi bir avantaj olsa da, servisin devam ediyor olması nedeniyle tuvalete gitmek için beklemek gerekebilir.

Bu nedenle uçağa binmeden ya da uçuşta servis başlamadan önce tuvalete gitmeniz tavsiye olunur.

Uçağın en sessiz bölmesi neresi?

Ağlayan çocuk ya da yüksek sesli sohbetleri hesaba katmadan bile uçak kabini gürültü bir yerdir. Kalkış sırasında bu gürültü 105 desibele kadar çıkar, ama yükseldiğinde de 85 desibeldedir. Bu benzinle çalışan çim biçme makinesinin çıkardığı gürültüye eşdeğerdir.

Bazı yolcular mutfakta sohbet eden hosteslerden şikâyet etse de, motorların sesinden kurtulmak için mümkün olduğunca önlerde oturmak en iyisidir.

Ayrıca koridor koltuklarındaki ses, pencere kenarına göre birkaç desibel daha düşüktür.

Bazı koltuklar daha mı ucuz?

Uçaklardaki koltukların fiyatları son yıllarda epey değişim gösterdi. Çoğu havayolu en iyi koltuklara ekstra fiyat koyarken kimi de birinci sınıf ve ekonomi kategorilerinin dışında alt sınıflandırmalar yaparak, örneğin ekstra bacak alanı sunan koltuklar için daha fazla para almaya başladı. Bazıları ise yolcunun bilet aldığı sırada koltuk seçimini ekstra ücrete tabi tutuyor.

uçakta yolcu koltukları

En arkada ya da tuvalet yakınındaki koltuklara mahkûm olmak istemiyorsanız uçuşunuzu önceden planlayın.

Eğer herhangi bir kategori için ekstra ücret ödemediyseniz, oturacağınız yer ortadaki ya da arkadaki ekonomi sınıfı koltuklar olacaktır.

Uçuş öncesi koltuk değiştirme

Uçakta orta koltuklarda oturmak istemiyorsanız internet üzerinden erken ‘check in’ yapıp son anda açılan koltuklar olup olmadığına bakabilir ya da seyahat şirketinin, havayolu rezervasyon görevlilerinden yardım alabilirsiniz.

Uçağa biniş anına kadar koltuk değiştirmek için başvuruda bulunabilirsiniz. Bu işin püf noktası bunu güler yüzle yapmaktan geçiyor.